Geçtiğimiz günlerde ikinci filminin çıkacağı söylentileri dolaşırken ilk filme tekrardan göz atalım. Edgar Wright, komedi türünü aksiyonla birlikte perdeye yansıtan en iyi yönetmenlerden biri. Her filminde fazlasıyla eğlendirip, kendi sinema anlayışını kendi çizgisinde devam ettiriyor. Baby Driver, Edgar Wright sinemasının en iyi örneklerinden biri. Baby(Ansel Elgort) soyguncular için taşıyıcılık yapan, kulağındaki rahatsızlık sebebiyle sürekli kulaklığıyla müzik dinleyen biridir. Toplum içerisinde “iyi” olarak nitelendirilecek biri olan Baby, kendi içerisindeki ahlaki çatışmanın arasındadır. Özellikle Debora(Lily James) ile tanışması Baby’nin hayatını iyi ve kötü yönde etkileyecektir.

Film mükemmel müziklerle dolu. Hikayenin akışıyla tam olarak birbirlerini tamamlayıp, aksiyon sahnelerinin ciddiyetten uzak geçmesine de ortam sağlıyor. Edgar Wright sinemasının en önemli özelliği absürtlüğü çok başarılı bir şekilde kullanması. Bunun en bilinen örneklerinden biri Scott Pilgrim vs. the World diyebiliriz. Baby Driver, yaşam ve ölüm arasındaki çizgiye odaklanıyor. Anne ve babasını çocukken araba kazasında kaybeden Baby, bir insanın ölümünü görmek istemiyor. Ölümle ilgili bu takıntısı içinde bulunduğu iş içerisinde kaçınılmaz bir durum olduğu için Baby’nin bu duruma maruz kalması kaçınılmaz olsada elinden geldiğince önlemeye çalışacaktır. Aslında Baby, bu iş için yanlış insan ama onun araba kullanmasındaki yetenekleri onu bu işe sürükleyecektir.

Baby’nin Debora ile tanışması hikayenin gidişatını etkileyen en önemli unsurlardan biri. Debora’ya olan sevgisi Baby’nin tek çıkış yolu olduğunu fark eder. Debora ile hayallerinin kesiştiğini fark eden Baby, her şeyi bir kenara bırakıp kendi yolunu çizmeye çalışacaktır. Olay örgüsünün gelişmesinde Baby ve Debora ilişkisi filme tatlı, saf bir romantizm tadı bırakıyor. Baby, çok fazla konuşmayan, kafası karışık bir karakter. İşini oldukça iyi yapmasına rağmen kendi kişiliğinde belirli parçalanmalar yaşadığı ortada. Kendi ismini bir kenara bırakıp “Baby” ismini kullanarak, müziği hayatının bir parçası haline getiren biri. Çevresinden kendini soyutlayıp müziğini toplumla arasına bariyer olarak yerleştirmiş ve bunu bir nevi savunma mekanizması olarak kullanıyor. Kendi isminini bir kenara bırakıp lakabı olarak adlandırabileceğimiz başka bir ismi kullanmasını kişilik karmaşasına bağlayabiliriz. Çocukluğunda yaşadığı travmatik olay sonrası Baby ismini kullanmayı tercih etmesi bir şekilde aşamadığı travmanın kalıntılarının hayatına olan yansımaları. Psikolojik sorunları sebebiyle arada kalmış bir birey olduğu için ismi gibi bebek kadar masum gibi görünmesine rağmen içinde bulunduğu soygun işleri masumiyetine gölge düşürüyor.

Soygun sahneleri nefes kesici bir biçimde kurgulanmış. Baby’nin her soygun sahnesinde işin içine daha da dahil olduğunu görüyoruz. Her seferinde daha da zor tercihler yapmak zorunda kalıp, kendi prensiplerini çiğnememeye çalışmaktadır. Soygun sahnelerinin müziklerle olan uyumu işin en eğlenceli kısmı. Edgar Wright bazı sahnelerin tamamen müziklerden esinlenildiğini söylemiştir. Aslında şarkılar sahnenin ne gibi özellikleri olacağını belirleyip bir şekilde hikayenin gidişatına yön vermiş. Filmin genelini düşünecek olursak müziklerin hikaye içerisindeki uyumu filmin yapı taşıdır. Filmin açılış ve ilk soygun sahnesinde çalan Bellbottoms şarkısı olmadan o sahne düşünülemezdi. Film ve müzik Baby Driver filmi için puzzle’ın iki temel ve ayrılamaz parçası diyebiliriz.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin