Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Kahve veya kıraathane. Günümüzde anlamının ve işlevinin geçmiş zamanlardaki gibi kullanılmamasına rağmen Türk toplumunda hâlâ izleri olan aydınların o ilham mekanları… Tarihin, edebiyatın ve kültürün konuşulduğu, gazetelerin basım kararlarının alındığı ve üstadların birbirleriyle iletişiminin güçlü olduğu geçmiş döneme götürüyor Cem Sökmen’in kaleme aldığı bu kitap. Öncelikle kahvehane veya kıraathanenin anlamına bakalım. Kıraat Arapça`da “okumak” anlamına gelir. Hane ise yer, mekan demektir. Bu iki sözcüğün bileşimi olan bu bileşik sözcük “okuma yeri” anlamına gelir. Çay, kahve içilerek gazete, dergi, kitapların okunduğunu yerlere verilen bu isim günümüz Türkiye`sinde kahvehane anlamında kullanılmaktadır. Kitaba, kahve ve kahvehane kültürüne bakacak olursak;

Kahve 1543 yılında Anadolu’ya geldiğinde haram olduğuna dair fetva verilmiş fakat bu fetva ilk kahvehanelerin İstanbul’da açılmasını engelleyememiştir. İmparatorluğun başkenti olan bu kahvehaneler zamanla çeşitli meslek gruplarının müdavimi olduğu yerler haline gelmiş ve kendi içinde türleri ortaya çıkmıştır. (Mahalle Kahvesi, Esnaf Kahvesi, Yeniçeri Kahvesi, Aşık Kahvesi, Semai Kahvesi vb.) Bir sözlü iletişim ortamı olan kahvehane, tarihi boyunca çeşitli işlevler üstlendiği ve yapısal değişiklikler yaşadığı muhakkaktır. Şimdiki anlamından ziyade geçmişte içinde yer aldığı ortama bakarsak aydınların sözlü kültür ve iletişim ortamı olan kahvehaneler üniversiteye benzetilmiş ‘kıraathaneye gitmemiş bir üniversitelinin tahsilini yarım sayarım’ düşüncesiyle hareket edilmiş ve kahvehaneler memleketin nabzını tutan bir dayanışma yeri olarak görülmüştür.

Aydınların bir araya geldiği kahvehaneler ise 19. yüzyılın ortalarında çıkmış ve kahvehaneler sözlü-yazılı kültür medyasının hem kaynağı hem mekanı olmuştur. Hatta Osmanlı kahvehane kültürünü Batı’ya ihraç etmiştir(Osmanlı tarihçisi İbrahim Peçevî’nin notlarına göre İstanbul’da ilk kâhvehane’nin açılmasının ardından sözcük pek çok dilde şekil değiştirerek kullanılmıştır: Fransızca, Portekizce: café, İspanyolca: cafetería ya da café; İtalyanca: caffè, Almanca: café) ve kahvehaneler edebi-fikri tartışmalar ve sohbetler olmak üzere pek çok derginin, gazetenin yayınlanma fikrine, pek çok usta çırak ilişkisine ve hikaye, şiir, makalenin yazılışına tanıklık etmiştir öyle ki Beyazıt’ta bulunan ve kitapta da ismi geçen Küllük Kıraathanesi 10. yıl marşının yazıldığı yer olmuştur.

‘Reşat Nuri, Yahya Kemal, Aga Sırrı Levent, Ali Canip, Mesut Cemil, Abdülbaki Gölpınarlı, Faruk Nafiz, Halit Fahri, Mehmet Behçet Yazar, Şukufe Nihal, Orhan Şahik, Mithat Cemal, Necip Fazıl özellikle Ahmet Hamdi Tanpınar, Mustafa Şekip Tunç, Hilmi Ziya Ülken, Mükrimin Halil başta olmak üzere edebiyat fakültesinin pek çok hocası Küllük’ün müdavimleridir. Faruk Nafiz Çamlıbel’de kahveye sık sık gelirdi hatta Cumhuriyetin onuncu yıl marşının güfteleri de burada yazılmıştır. Küllük adeta İstanbul Üniversitesi’nin halk içindeki uygulama merkezi mesabesindeydi’ / Prof. Dr. Süha Göney, sf.64

Elimizdeki kitap, 2010 yılında İstanbul Üniversitesi’nde ‘Aydınların İletişim Ortamı Olarak Eski İstanbul Kahvehaneleri’ adıyla hazırlanmış yüksek lisans tezinin ekleme yapılmış halidir. Cem Sökmen, kitabı üç bölüme ayırmış; Kahvehanenin Türkiye’ye Gelişi ve İlk Kahvehaneler, Aydın Kahvehanelerinin Ortaya Çıkışı, Yükselişi ve Düşüşü, İstanbul’un Kültürel Merkezleri: Modernleşme Ekseninde Değişen Şehir ve Kültür Ortamları başlıklarını vererek kahve ve kahvehane kültürü hakkında detaylı bir araştırma/inceleme yapmıştır. Bu kitabı okuyanlar, 14 kahvehane ve kahvehane kültürü hakkında detaylı bilgiye sahip olacakları gibi kahvehanelerin içinde oturacak, çalan musikilere eşlik edip, kulaklarından şiirler eksik olmayacak ve tabii Yahya Kemal, Tanpınar, Mehmet Kaplan, Asaf Halet’ten bu yana Sait Faik, Orhan Veli, Cahit Sıtkı ile muhakkak denk geleceklerdir. Kitabın birçok esere kaynakça göstermesi ve üstadların dilinden alıntıların olması kahvehane kültürü hususunda okuyucunun derinlemesine bilgi almasına yol açar.

 ‘Kıraathaneye gitmemiş bir üniversitelinin tahsilini yarım sayarım. Bu dekansız, doçentsiz, bütçesiz, fakültesiz, tamamen muhtar üniversitelerin tavla şıkırtıları arasında ‘gören bir göz’, ‘işiten bir kulak’ bir memleketin nabzını tutabilir’

Sait Faik

   “Gerçekten o devirde kahve akademinin, meslek cemiyetinin, kulübün, salonun, fikir ve sanat meclisinin bütün vazifelerini küçük tahta masalarının etrafında elinden geldiği kadar yapıyordu. O zaman anladım ki, biz bir kahve milletiyiz. Köyde kahve, mahallede kahve, mektebin önünde, cezvesinde bütün milli ve dini şuuru pişiren, ibriğinde kolektif vicdanı demlendiren, tezgahın dibinde halkı ve münevveri birbirine kenetleyen, iptidai olduğu için basit, fakat ananesi olduğu için derin ve canlı, tek ve tam bir cemiyet mihrakıdır.”     

Peyami Safa

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin