Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



”Küçük Kemal, 1940’ların İstanbul’unda eski bir konakta fakir, aç ama sevgiyle yaşayan mutlu insanları anımsayabildiğince anlatır.”

Yönetmenliğini ve senaristliğini Tunç Başaran’ın yaptığı (Uçurtmayı Vurmasınlar, Tarkan, Sen De Gitme gibi filmlerin yönetmeni) bu güzel ve anlamlı film, Kemal Demirel’in ”Evimizin İnsanları” isimli kitabından esinlenerek beyaz perdeye aktarılmış. İlk gösterimi 1991 yılında olan film, 65. Akademi Ödülleri’nde Türkiye’nin yabancı dilde en iyi film dalında Oscar aday adayı olarak seçilmiştir.

”Bak Kemal ne kadar güzel, bütün gün Beyoğlu’nda çamaşır topladı, köz getirdi, çamaşırları yıkadı, karnını doyurdu, şimdi şarkı söyleyip mutlu olabiliyor. Şarkı söyleyebiliyor; düşün bir kere, üstelik sesi de güzel değil.”

Film oldukça güzel sohbetle dolu, oyuncu kadrosu desek bu kadar güzel ismi bir arada görmek izleyici için oldukça heyecan verici. Rutkay Aziz, Meral Çetinkaya, Menderes Samancılar, Suna Selen ve seslendirmesi ile içimizi ısıtan Müşfik Kenter…

Film, 1940’ların İstanbul’unda 2. Dünya Savaşı döneminde bir apartmanda geçiyor: küçük cüzdanlı insanların büyük umut dolu hikayesi… Aşk dolu, heyecan dolu, paylaşma dolu, dayanışma dolu.. Bir ekmeği alıp ona bölmenin hikayesi. Kemal bu evde yaşayan küçük ama büyük yürekli bir çocuk, dönemin sinemasına gidip yerleri süpürüyor, ailesine destek oluyor. Kemal mutlu bir çocuk. Apartmanının insanları onun ailesi, eşi, dostu, annesi, babası, ağabeyi, sevgilisi. Küçük Kemal küçük bir apartmanda yaşıyor, aç bir apartmanda, fakir, kimsesiz belki hırsız; ama dünyası o apartmandaki insanların kalplerinin toplamı.

İnsan insanı sever. Niçin sevdiğine ilişkin bazı şeyler de söyler ama gerçek iştir.

Bu apartmandaki insanların hayatları dönemin şartlarından ve ülkenin ekonomik durumundan dolayı oldukça zorlu. Kemal’in en büyük isteği bir çift ayakkabı, diğerlerinin sıcak bir yemek. Komün hayatı yaşayan bu apartman her işini birlikte yapıyor, yemekleri azsa o yemek herkese yetiyor. Herkes birbiri için yaşıyormuşçasına şimdiki zamanda düşünemeyeceğimiz belki hayalini kuramayacağımız bir birliktelik var. Bir ütopya kadar temiz ve saf.

”Kim çocukların avunmaya ihtiyaçları yok der de onları hafife alırsa yanılır. O minik yüreklerinin yalnız oyunla avunabileceğini sanmak ne büyük bir yanılgı. Yaşamım boyunca babamın bir kere daha öptüğünü anımsamıyorum.”

Rutkay Aziz, Kemal’e ”piano piano bacaksız” diye sesleniyor; ”piano piano” İtalyanca’da ”yavaş yavaş” ikilemesi. Kemal heyecanlı çünkü ”paramız olsun Kerim Bey ama yine burada birlikte yaşayalım” diyecek kadar sevginin değerini bilen bir kalp. Kerim Bey’in hayalleri var: İtalya’ya gitmek. Evin diğer yaşayanları gibi -Hızır Amca, güzel Feriha Abla, Senayi Ağabey, Arabacı Tevfik- eve para kazandırma yolları bulan biri. Kemal ile iletişimleri, filmde geçen diyalogları çok naif ve eğitici. Kemal’in en büyük isteğini gerçekleştirecek kadar da Kemal’i seven biri.

”Sevginin böylesini anlamam mümkün değildi o zaman ama şimdi onca yoksulluk içinde böyle bir aşkı kıskanmamak elde değil.”

 

Yazar,senarist, yönetmen hepsinin ortaklaşa değinmek istediği kavramlar; dostluk, mutluluk, dayanışma, aile… Zamanla yavaş yavaş yitirdiğimiz her şey yani. Böylesine fakirken bile mutlu olmak, paranın getireceği sahte mutluluktan korkmak. Gerçekten bu kadar kirli mi bu para? İnsanların belkide paranın ilk icadından beri düşündüğü bu sorunsalı harmanlayıp sunmuşlar önümüze. Aşk bile fakirken, paranın bizde o büyük tabularımızı oluşturmadığı zamanlarda daha mı gerçekti? Çıkarın olmadan saf sevgi çok mu zor idlerle dolu insanoğluna. Yoksa bu bir film ve böyle şeyler sadece filmlerde mi olur?

Şimdi dönüp bakıyordum da biz elli yıl önce açtık ama açlığımızı da adam gibi yaşıyorduk, mutluyduk. Şimdi bunu söylemekten utanmıyorum.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin