Avrupa’nın Üstüne Çöken Kabus: Kara Ölüm

Gece Modu

 

Tarihe baktığımızda birçok insan savaşlarda ve katliamlarda hayatını yitirmiştir. Ancak 1340’lı yılların sonlarında dünyayı büyük bir hastalık sarmış, savaş ve katliamlarda ölen insanlar kadar, belki de daha fazlası hayatını yitirmiş ve dünyanın en büyük salgını olarak da adlandırılmıştır. Bu büyük salgının adı “Kara Veba” diğer adıyla “Kara Ölüm”dür.  Peki, nedir bu Kara veba? Nasıl ve neden ortaya çıkmıştır?

“Veba aslında bir enfeksiyon hastalığıdır ve antibiyotiğin bulunmasıyla sona ermiştir. Veba salgınında, enfeksiyona sebep veren bakteriye “Yersinla Pestis” adı verilmiş, bakterinin ismi Fransız bakteriyolog A.Yersin’den gelmiştir. Veba, 2007’ye kadar Dünya’da yaşanılan en önemli hastalıklardan biri olmuştur. Hastalığın vücutta oluşturduğu şişlikler ve morarmalardan ve bu nedenle de derinin kararmasından dolayı tarihte vebaya “ Kara ölüm” adı verilmiştir. Hastalığın birkaç türü bulunmaktadır. Bunlardan en güçlü olanı Hıyarcıklı(Bubonik)’dır. Diğer türleri ise: Septisemik, Akciğer ve Gastro İntestinol’dür.” 1

Kara Veba ilk olarak 1331’de Çin’de ortaya çıkmış hemen ardından Orta Asya’da görülmesiyle birlikte hızla tüm dünyaya yayılmaya başlamıştır. 1340’ların sonunda yeni yeni büyük bir kıtlıktan çıkan ve kendini güçlü hisseden Ortaçağ Avrupa’sına bu salgının bulaşması Asyalı tacirlerin Çin’den satın aldıkları vebalı kürkleri Avrupa’ya satmasıyla gerçekleşmiştir.  Gemide yaşayan pire ve farelerin de bu hastalığın yayılmasında etkili oldukları söylenmektedir. Bunun sebebi ise o dönemde gemilerin ahşap yapılıyor olmasından kaynaklanır. O sıralar Kırım Tatarları’nın reisi Canıbek, Ceneviz limanını kuşatmış ve kendi vebalı adamlarını mancınıkla şehrin içine fırlatıp hastalığı İtalyan’lara bulaştırmıştır. İtalyanlara bulaşan vebayla ilk karşılan şehirler Cenova, Messina ve Venedik olmuştur.  İtalyanlar bu durumu fark ettiği anda bir çözüm yolu aramışlar ve vebalı insanların hepsini Floransa’da bir binaya kapatmışlar ve yayılımı azaltmayı başarmışlardı.

Hemen ardından Veba Salgını hiç hız kesmeden yayılmaya devam ediyordu. 1348 yılında Paris’e kadar gelmiş 1349’da ise Londra’yı etkisi altına almış İskoçya ve İskandinavya’dan sonra da başlangıcı olan Tatarlar’ın yurduna tekrar ulaşmıştır. Suriye, Lübnan, Mısır, Hatay, Mekke, Yemen ve daha birçok şehir, toplamda tüm dünyanın büyük bir kısmı veba hastalığından yaşamını kaybetmiştir. Ancak bunların yanında zekice davranan ülkeler de vardı.  İspanya, Hollanda, Bohemya, Finlandiya gibi ülkeler tehlikeyi fark ettikleri anda bu veba salgınına uğramış ülkelerle ticareti kesmişler ve salgından etkilenmemişlerdi.

Orta Çağ doktorları bakteri gibi mikroskobik organizmalar hakkında hiçbir fikri yoktu ve bu nedenle tedavi konusunda çaresizdiler. Avrupa halkı, büyük bir telaş içinde ne yapacaklarını bilemez halde veba salgınından korunmak için farklı farklı yöntemler denemişlerdir. Güzel kokular sürmek, deriden hava girmemesiyle hastalığa yakalanılmayacağı düşünülerek aylarca yıkanmamak,  temizlik yapmamak, evlerin önünde ölü hayvan bulundurmak, beyaz şarap tüketmek, gibi önlemler almışlar fakat hiçbiri bir işe yaramamıştı. “Bu süre zarfında, bir sürü insan vebayı getirdiği gerekçesiyle suçlanmış ve bu insanların hayatlarına son verilmiştir. Bunlardan en acımasızları Yahudi karşıtlarıdır. Yahudileri su kuyularına zehir kattıkları iddiasıyla diri diri yakmışlardır. Birçok günahsız kadın ve erkek; cadılık, büyücülük suçlarından canlı canlı yakılarak, suda boğularak öldürülmüştür. Bölgedeki dilenciler, çingeneler ve daha birçok kişi hem canından hem yurtlarından olmuşlardır. O dönemde cadılara yardım ettiği gerekçesiyle sadece insanlar değil bölgelerdeki kediler toplanılmış ve öldürülmüştür. Kedilerin öldürülmesi, kedilerin salgını yayan fareleri avlamasına olanak vermemiştir. Bu sebeple farelerin sayısı artmış ve salgın daha da hızlanmıştır.” 2

 Salgın ilk olarak yoksul ve bakıma muhtaç insanlarda görülmüş, salgının yayılmasıyla birlikte üst tabakadaki kesimin de etkilenmesi kaçınılmaz olmuştur. Tarihten tanıdığımız vebaya yenik düşen kişiler ise; Aragon Kralı 4. Pedro ve eşi Leanor, İngiltere Kralı 3.Edward’ın kızı Jon’dur. Canterbury’de de iki başpiskopos vebadan dolayı ardı ardına yaşamlarını yitirmiştir.

Veba doktorları, kendilerini “kötü havadan” korumak ve bulaşmayı önlemek için maskeler icat ettiler. Bu maskelerde gözler üzerinde mercekler ve burun içinde ilaçlar ve hoş kokulu maddelerle dolu uzun bir boşluk bulunur. Uzunluğu yaklaşık yarım metre olan bu oyukta 2 küçük havalandırma deliği vardı ve şekli kuş gagalarına çok benziyordu. Gaga da nane yaprağı, gül yaprakları, kâfur, karanfil ve saman gibi maddeler kullanılmıştır.

Avrupa bu salgını durdurmak için yöntemler aramaya başlamış ve en sonunda İtalya’nın kullanmış olduğu yöntemi diğer ülkelerde kullanmaya karar verdiler. Vebalı olan insanları bölgeleri evleri karantinaya aldılar. Bunun yanında artık insanlar kişisel hijyene önem vermeye başlamış ve ölen insanların cenazeleri yakılarak bit ve pireden kurtuluş amaçlanmıştır. Bu yöntemler işe yaramış olacak ki on üç aydır süren bu korkunç felaket yavaş yavaş Avrupa’yı terk etmeye başlamıştı. Etkileri hala sürüyordu fakat Batı’nın üzerine çöken kâbusun yavaş bitmesi onları mutlu etmişti.

 

 

KAYNAKÇA

1* wikipedia’dan alıntıdır.

2* www.anksilopedikbilgiler.com’dan alıntıdır.

www.anksilopedikbilgiler.com

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin