Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Bütün toplumlar ayakta kalmak ve varlığının devamını sağlamak için uzun bir süreçten geçmiştir. Bu süreçte toplumlar gelişme göstermişler ve toplumsal yapılarına sosyokültürel açıdan yeni ürünler eklenmiştir. Sosyal statüyü ve toplumun gelişim sürecini etkileyen, toplumsal yapının biçimlenmesinde önemli rol oynayan ürünlerden biri de toplumsal cinsiyettir. Toplumsal cinsiyet; biyolojik olarak birbirlerinden farklı olan kadın ve erkeğin beklentilerini, değerlerini, kişilik ve davranışlarını, inanç sistemlerini tanımlayan bir sosyal yapıdır. Bu sosyal yapı, kadın ve erkeğin aslında manevi unsurlar bakımından bütünleşebileceğini, sadece biyolojik unsurlar bakımından farklılık oluşturabileceğini ifade etmek ister. Bireylerin hak, statü, çalışma hayatı vs. gibi her bakımından eşit olması gerektiğini gösteren bu sosyal yapı; bir tarafın diğer taraftan üstün olma meselesi olmadığı gibi, birçok ayrımcılıkla da karşı karşıya kalmıştır.

Toplumsal cinsiyetin doğumu ve oluşumunu incelemek için kullanılması gereken ilk kaynak geleneksel kültür ve değerleri benimseyen ataerkil toplumlardır. Ataerkil toplum, erkeklerin daha çok saygı ve değer gördüğü, erkek üstünlüğü fikrini oluşturan erkek egemen toplum örgütlenmesidir. Ataerkil toplumun bu yapısı kadını ikinci plana itmiş ve giderek erkek ile kadın arasında manevi unsurlar bakımından ayrımlar, eşitsizlikler ve farklılıklar ortaya çıkarmıştır.

Ataerkillikten günümüz modern dünyasına uzanan süreçte toplumsal cinsiyet kavramı bir biçimde var olmuş ve bu süreçlerin her birinde meydana gelen toplumsal değişmelerle toplumsal cinsiyet algısı da değişmiştir. (Saraç,2013;27)

Ataerkil Toplumun Cinsiyet Rollerine Algısı

Toplumda kabul gören, kadın ve erkeğe ayrı ayrı dayatılmış belli başlı cinsiyet rolü ve kalıpları vardır. Bu rol ve kalıplar doğum sırasında cinsiyete göre renk seçimiyle başlamış oynanan oyunlara, okunan kitap ve dergilere, izlenen dizi, film ve programlara, ilgilenilen sosyal alanlara, oturulan mekanlara, kurulan sosyal ilişkilere, çalışılan işlere kadar sıçramıştır.Bakıldığı zaman “bir toplumda kadın ve erkeğin toplum içindeki statüsü ve buna uygun rollerini büyük oranda toplumsal olarak kurulan toplumsal cinsiyet rejimi cinsiyet rolleri belirler.” (Ötken,2009;302-312)  Para kazanma, dışarıda çalışma, ailesine bakma vs. gibi misyonlar erkeğe dayatılarak sadece erkeğin göreviymiş gibi yansıtılmış, diğer yandan ise ev işi yapma, evde oturma, çocuk bakma gibi misyonlar sadece kadına dayatılarak bunlardan herhangi birini bir erkeğin yapması erkeğin toplumda aşağılanmasına sebep olmuştur. Öte yandan toplumumuzun diline yerleşmiş “karı gibi konuşma, karı gibi kırıtma, kadının hükmettiği evde mutluluk olmaz, kız çocuğu ya er koynunda ya yer koynunda, avrat yürekli, eksik etek, çocuksuz kadın meyvesiz ağaç gibidir” gibi kadını aşağılayan kadının toplumdaki yerini niteliksizleştiren atasözleri ve deyişler de bulunmaktadır. Bu deyişler genel olarak kadına namusu üzerinden hareket etmiş, kadının namusunu toplumun namusu olarak göstermiştir. Bununla birlikte “erkekler ağlamaz, erkek adam dediğin söz geçirir, erkekliğe sığmaz, erkek adam döver de sever de, yiğidin malı meydanda olur” gibi erkeği yücelten ve söz gelimi onun güçlü ve yenilmez olduğunu gösteren kalıplar da yer alır.

Erkekler toplum yapısında karar verici düzeyde yer alırlar. “Erkeklik toplumda önemli ve geçerli bir statüdür. Erkeklik kadın üzerinden sağlanan ve erkek egemen olan toplum tarafından sağlamlaştırılan bir statüdür.” (Bingöl,2014;108-114).  Bu statüyle oluşan erkek egemenliği kadının bedeni ve cinsiyet kimliği üzerinde kendisine ait haklar tanır. Bu haklara dayanarak kadının tek görevini üreme ve kendisine hizmet etme olarak görür ve üstünde bir söz sahipliği kurar. Kadın da toplumsal yapı gereği erkeğin karşısında pasif bir duruş sergileyerek onun egemenliğini meşru kılar. “Türk toplumunda “kadınlık” kavramına denk görülen nitelikler, eşit, bağımsız ve özgün bir bireyin özelliklerinden ziyade ilk elden dişilikle ilgili niteliklerdir.” (Bingöl, 2014;108-114).

Kadın toplum tarafından güçsüz niteliklere uygun görülmüş ve özel (aile yaşantısında), sosyal, siyasi ve ekonomik hayatta erkeğin gerisinde kalmış ve toplumdan giderek soyutlanmaya başlamıştır. Bu soyutlanma erkek egemenliğinin meşruluğu karşısında kadının kendisini koruma ve savunma ihtiyacını doğurmuştur. Kendisine dayatılan cinsiyet rollerinde pasif duruşundan dolayı etkin bir rol oynayamayan kadın sosyal işlevselliğini giderek kaybederek ihtiyaç, olanak ve kaynak bakımından hiçbir şekilde eşit tutulmamış sürekli bir ayrım ve eşitsizliğe maruz kalmıştır.

 

 Ataerkil Toplumdan Modern Topluma Geçiş

Ataerkil toplumun eril iktidar egemenliği erkek ve kadın arasında toplumsal statü bakımından ciddi bir eşitsizliğe ve ayrımcılığa neden olmuştur. Çünkü bakıldığında “bir toplumda kadın ve erkeklerin toplumsal hayata katılım biçimi, oranı, görünürlüğü, önemli oranda o toplumda geçerli olan toplumsal cinsiyet algısından etkilenir.” (Ötken,2009). Dolayısıyla ataerkil toplumun cinsiyet algısı da toplumda dezavantajlı cinsiyet grupları oluşturmuş ve bu dezavantajlı cinsiyet gruplarının korunma gereksinimi ortaya çıkmıştır. Bu korunma gereksiniminde “toplumsal cinsiyet eşitliği dezavantajlı konumda olan cinsiyetlerin adalet çağrısı olmuş, bireyin toplumsal hizmet, kaynak ve olanaklardan yararlanma hakkına vurgu yapmıştır.” (Baydur, Uçar, 2016;142).

Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı beraberinde toplumsal değişimi de getirmiştir. Üstelik bu “toplumsal değişim bizi eşitlik hedefine doğru bir uzlaşı noktası arayışına yöneltmektedir; çünkü erkeğin diğer cinsler karşısındaki hak ve ayrıcalıklarını koruyan geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri toplumsal yapıya paralel olarak değişmektedir. Erkeklerin değişim sürecindeki tutumunu, iktidarları nasıl koruduklarını ve yeniden inşa ettiklerini anlamak toplumsal cinsiyet eşitliği hedefine ulaşmak açısından önemlidir.” (Uçan,2016;160).

Artık bir değişim ve gelişim sürecine giren ataerkil toplum yapısı kadına bulunduğu toplumsal yapıda çok etkin olmamakla beraber aktif rol oynama olanağı tanımış ve birçok alanda katılım hakkı elde etmesine izin vermiştir. Ayrıca “kadın hareketleri bu süreç içinde ivme kazanırken erkekler uzun yıllar iktidarlarının meşrululuğunu sorgulama gereği duymamıştır. Liberal feminizmin kazanımları ve kadınların kamusal yaşamda görünür hale gelmelerinin ardından değişen toplumsal yapı erkekleri de değişmeye zorlamıştır.” (Uçan,2016;1). Bu değişim beraberinde erkeklik çalışmalarını ortaya çıkarmıştır.  Bu “erkeklik çalışmaları kadınlara karşı gelişen agresif bir öfkenin sonucu veya erkekliğin savunusu değildir. Feminizm ile iş birliği ve diyalog halindedir, hatta birçok açıdan erkekliğe karşı daha detaylı sert eleştiriler içerir. Toplumsal cinsiyet kurgusunu, post yapısal temelleri sayesinde erkekleri suçlamadan ya da savunmadan düşünmeyi mümkün kılar. Eril iktidarın tüm cinsleri etkileyen baskısını görünür hale getirerek suçlanacak bir özne yerine her şeyin içinde ve aracılığıyla somutlaştığı bir söylem alanını işaret eder.” (Uçan, 2016;161).

Böylece bu değişimler ve yaşanan gelişmeler ataerkil toplumun baskıcı yapısını giderek pasifleştirmiş ve toplumda artık kadına ve erkeğe eşit hak ve statü tanıma yoluna gidilmiş ayrıca kadın adına pozitif ayrımcılık olarak nitelendirilebilecek birçok yasa ve politika düzenlenmiş ve toplum gelişmişlik düzeyinde olumlu değişiklikler meydana gelmeye başlamıştır. Zaten bakıldığında “bir toplumun gelişmişlik düzeyi, kadın ve erkeğin yaşamın her alanına hangi düzeyde katılım gösterdiği, hak ve fırsat eşitliğinin neresinde yer aldığı ile yakından ilgilidir.” (Altun,2016;185).

 Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Alanında Politikalar

Modern toplum Türkiye’sinde kadın ve erkek arasındaki eşitsizliği ortadan kaldırmak amacıyla bir takım yasal ve hukuki düzenleme yapılmıştır. Bunlar; Anayasa, Medeni hukuk, Türk Ceza Kanunu, Nüfus Hizmetleri Kanunu, İş Kanunu, Kadın Hakları Konusunda Uluslararası sözleşmeler, Aile İçi Şiddetin önlenmesi/Aile Koruması Kanunu gibi düzenlemelerdir. Bu yasal düzenlemeler bireyler arasında pozitif ayrımcılık sağlamak, toplumun gelişmişlik düzeyini arttırmak ve kamusal alanda bireylerin eşit söz hakkına sahip olması amacıyla düzenlenmiştir.

Modern Toplum Türkiye’sinde Cinsiyet Eşitliğinin Durumu

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından 2006 yılından beri yayınlanan Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporunun (The Global Gender Gap Report) 13’üncü sayısı paylaşıldı. 149 ülkenin değerlendirildiği Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporunda, ülkeler cinsiyet eşitliği konusundaki performanslarına göre sıralanıyor. WEF, bu sıralamayı yaparken eşit işe eşit ücret, parlamentodaki kadın sayısı, ortalama yaşam süresi, bakım ekonomisi, teknolojiye erişim gibi 70 kriterden faydalanıyor. Sıralama, söz konusu ülkelerde cinsiyet uçurumunun kaç yılda kapanacağını da gösteriyor.

Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporunun ilk yayınlandığı 2006 yılında 105.olan Türkiye 12 yılda 25 sıra geriledi. WEF Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Raporuna göre, Türkiye cinsiyet eşitliğinde 149 ülke arasında 130’uncu, kadınların iş gücüne katılımında da 131’inci sırada yer alıyor. Rapora göre Türkiye’de cinsiyet uçurumunun 108 yılda kapanacağını göstermiştir.

Sonuç olarak toplumsal cinsiyet eşitliği meselesi ne erkeklere karşı kadınlar tartışması ne de tüm kadınlar ve tüm erekler arasında bir çatışmadır. Bu tartışma cinsiyet eşitliğine inanan ve eşitlik isteyen ile erkek egemenliğini sürdürmek isteyenler arasındadır (Bhasin,2003,Saraç 2013;31). Toplumsal yaşam içinde kendilerine verilmiş rolleri üstlenen kadın ve erkeklerin kimliklerine yapışmış bu rollerin dışına çıkması zorlaşmıştır. Toplum da bu konuda bir baskı unsuru olmuş ve olmaya da devam etmektedir (Saraç,2013,31). Türkiye WEF raporunun da açıkladığı gibi toplumsal cinsiyet konusunda aşama kaydetmek istese de gittikçe gerilemekte ve kadın-erkek arasındaki cinsiyet eşitsizliği uçurumunun uzun bir süre daha devam edeceği görülmektedir. Ataerkil kimliğimizle sürdürdüğümüz modern toplum yaşantısında toplumsal cinsiyet algısının değişimi ve gelişim aslında bize toplumun gelişmişlik endeksi hakkında bilgi de vermektedir. Bir toplumun gelişimi o toplumdaki kadın ve erkeğin hangi oranlarda toplumsal alana katılmasıyla alakalıdır.

Kaynakça:

Ötken Şevket, Toplumsal Cinsiyet ve İktidar: Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Toplumsal Cinsiyet Düzeni, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 2009

Özmete Emine , Yanardağ Zubaroğlu Melek, Erkeklerin Bakış Açısıyla Toplumsal Cinsiyet Rolleri Kadın Ve Erkek Olmanın Değeri

Karaman Dinç Selma, Kadınların Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğine Yönelik Görüşlerinin Belirlenmesi, DEÜ Hemşirelik Yüksekokulu Elektronik Dergisi 2010

Bal Demirgöz Meltem, Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Genel Bakış, KASHED sf15-28, 2014

Tuskan Alisbah Aydeniz, Toplumsal Cinsiyet Toplumda Kadına Biçilen Roller Ve Çözümleri

Aydınyüz Betül, Feminist Yaklaşımla Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları Ve Birleşmiş Milletler Yapısı İçerisinde Toplumsal Cinsiyet

Koray Meryem, Avrupa Birliği ve Türkiye’de “Cinsiyet” Eşitliği Politikaları: Sol Feminist Bir Eleştiri, Çalışma ve Toplum 2011/2

Dedeoğlu Saniye, Eşitlik mi Ayrımcılık mı? Türkiye’de Sosyal  Devlet Cinsiyet Eşitliği Politikaları ve  Kadın İstihdamı, Çalışma ve Toplum 2009/2

Beyazıt Eylem, Yarım Seren, Güneş Muharrem,  Türkiye’nin Kadınlara Yönelik Kamu Politikalarının Değerlendirilmesi, Türkiye’de Devlet Politikaları

T.C BAŞBAKANLIK Kadının statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, Avrupa Birliğine Giriş Sürecinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Ve Kadın-Erkek Eşitliği Politikaları  200 Ankara

Yükselbaba ülker, Kadın Kamusal Alan ve Hukuk, Tekin  Yayın Evi  2017

Onay Perihan, Türkiye’nin Sosyal Kalkınmasında Kadının Rolü  Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin