Gece Modu

XVI. yüzyıl şairlerinin aşk ile şarabı birleştirmesi, benlikten uzaklaşma ile bağlantılıdır. Bahsi geçen aşk, beşeri ve ilahi olma ihtimali vardır. Fuzuli ise aşkı, beşeriden ilahiye giden bir yol gibi işler. Bu durumun en büyük örneği Leyla ile Mecnun’dur. Kimi zaman, tek başına beyit iki anlamlı şekilde yazılmış olup hem beşeri hem de ilahi aşka tekabül edebilir.

Dila cam-ı şerab-ı aşkı yarı şöyle nüş it kim

Felekler güm güm ötsün başına humhaneler dönsün  (Baki)

(Gönlüm, o sevgilinin aşkının şarabını öyle bir iç ki, başında meyhaneler felekler gibi dönsünler.)

Sultanü’ş Şuara, bu beyitte şarap ve aşkı bir tutarak benzetmeler kuruyor. Benzetme ağırlıklı bölüm, ikinci mısradır. Felekler şairin aşkından oluyor. Bu aşktan hayrete düşen felekler (gezegenler) şaşkınlıktan sarhoşça feryat (güm güm)  ediyorlar.

Baki aşk ve şarabı çok sık kullanan şairlerdendir. Divan edebiyatında, Fuzuli ile birlikte klasik tarzı en çok benimseyenlerden olmuştur. Divan edebiyatının şarabı mahmurluk hali ile veya sarhoşluk hali ile de kullanmaktadır. Şarap, zevkin vermiş olduğu haz mahmurluğu getirir.

Şarab-ı nab getürdükçe nim-hab sana

Tutar elinde kadeh mah u afitab sana (Naili)

(Ay ve güneş, naz şarabı sana yarı uyku getirdikçe, senin için elinde kadeh tutar.)

XVII. yüzyıl şairi Naili, bu beyitte şarabı direk ve dolaylı yoldan iki benzetme için kullanmaktadır. Birincisini direk “şarab-ı nab” (naz şarabı) olarak alalım. Şarabın naza yani aşka veya sevgilinin kendini göstermeyen tavırlarıyla düşülen keder durumu. İkincisi ise şarabın dolaylı yoldan mahmur edici bir içecek olmasıdır. Şairler şaraptan bahsetmeyerek de okuyana şarabı anatmışlardır şöyle ki;

Müheyya oldu meclis sâkiyâ peymâneler dönsün Bu bezm-i rûh-bahşın şevkına mestâneler dönsün (baki)

(Saki (içki dağıtan kimse) meclis için hazır oldu. Artık peymaneleri (büyük kadeh) döndürme zamanı, ta ki bu ruh bahşeden veznin şevkiyle mest olanlar ser-hoş dönmeye başlasın.)

 

Baki’nin çizdiği resimde şaraptan bahsetmese de içki masası, büyük kadeh, çalgı ve sarhoşluk sözcükleri ardı ardına kullanılmış. Öncelikle şunu belirtelim ki divan edebiyatında bahsi geçen “meclis” günümüzdeki anlamıyla kullanılmamaktadır. Divan edebiyatındaki “meclis” şiirler okunan, içki içilen, çalgı çalınıp eğlenilen veya çalgı ve şiir eşliğinde mest olup ilahi aşka yaklaşma çabası gösterilen yerdir. Bu yer içinde sadece yüksek zümre sahipleri veya entelektüel kimselerdir. Bu mecliste içki dağıtan kişi sakidir. Saki ortamdaki şiiri ve içkiyi yönlendirir. Bir adet kullanılan büyük şarap kadehi, saki eşliğinde sunulur. Bu sunum sakinin zarafetini ortaya koyar. Öyle bir sunmalıdır ki meclisteki herkes için şarap kadehinden bir yer ayırmalı ve peymaneyi döne döne servis etmelidir. Böylelikle kimse kimsenin içtiği noktadan içmemiş olur. Beyite geri dönelim.

Baki beyitte açıklanması gereken şudur; (“ruh bahşeden vezin” tamlamasının iki anlamı var. İlki cana can katan müzik ikincisi ise ruh bahşeden derken yaratıcı vurgulanmış ve ilahi aşka yaratıcıya doğru eğilmiştir beyit. Öyle bir müzik ve şiir vardır ki biz bu şiirin vezninde mest olduk (ruh bahşedenin mükemmelliği gibi) bu mükemmel vezin ile sarhoş olan kafamız peymane gibi döndü.)

Divan şiirimizin şarabı ve aşkı birbirine bağladığını görmekteyiz. Bu durum sadece divan edebiyatına has bir durum değildir. Özellikle beşeri kısmı bilinir. Şarabın rengi olan kırmızı aşkın rengidir. Şehveti temsil eden kırmızı yasaktır.

Yasak olan aşk ve şaraptır.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin