Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Amerikalı oyun yazarı Miller 1949 yılında “Satıcının Ölümü” adlı yapıtıyla ünlenmiştir. Sürrealizmle natüralizmin karışımı sayılabilecek oyunlarıyla çağdaş tiyatronun en ünlü yazarlarından olmuştur. Adından söz edilmesini sağlayan ilk yapıtı 1945‘teki “Odak” adlı romanıdır. İlk önemli oyunu olan Ibsen‘den etkilenerek yazdığı 1947 tarihli “Bütün Oyunlarım” New York Tiyatro Eleştirmenleri Ödülü’nü kazanmıştır.”Satıcının Ölümü” adlı oyunuyla da Pulitzer Ödülü‘nü almıştır. 1953’teki Cadı Kazan’ı oyunu ile dönemi olaylarından olan McCarthyciliği eleştirmek için, 1692’deki Salem Cadı olaylarını harmanlayıp hiciv niteliğinde bir oyun yazmıştır.

Oyun, 1692 yılı Massachusetts eyaletinin Salem kasabasındaki esrarengiz olayları anlatır. Salem kasabası, Protestanlıktan başkaldırıp ayrılan Püritenlik mezhebine mensup insanların yaşadığı, dinin oldukça baskın olduğu bir yerdır. Salem kasabası aslında iki bölgeden oluşmaktadır. Köy Salem’i ve şehir Salem’i. Köy halkı tarım ve hayvancılıkla geçinirken, şehirliler ticaret yapmaktadır. Bu sayede şehirli Salem’liler (Püritenler) zengin bir halktır.

”Uçmuş canım bal gibi uçmuş Bay Collins gözleriyle görmüş. Ingersoll’lerin ambarı üstünden havalanmış, sonra da bir kuş gibi süzülüp konmuş damın üstünde. Görmüş diyorum size kendi söyledi! Cin çarpmış kızı ciin!!”

Püritenlik mezhebi Hristiyanlık dininden kopmuş olmasına rağmen çok daha katı kurallara sahiptir. Oyunda da yer verildiği gibi insanların oyun oynaması, dans etmesi, şarkı söylemesi gibi insanlara zevk veren çoğu eylem yasaklanmıştır. Böyle bir kasabada yasakların delinmesiyle başlayan olaylar silsilesi oyunun çıkış noktasıdır.

Oyun Betty kuzeni ve diğer kızların ormanda hora teperken Betty’nin babası Bay Parris’e (köyün rahibi) yakalanmasıyla başlar. Betty’nin yatağa düşüp hastalanmasıyla telaşlanan diğer kızların birlikte yaptığı entrikalarla olay büyüyerek mahkemeye kadar uzanır. Yasakları delen kızlar cadılıkla suçlanınca bu suçu masum insanlara yükleyerek, olaylardan sıyrılırlar.

”Bay Parris ölmeli diyor bana! Bay Parris iyi adam değil, cimri adam, cömert adam değil, diyor bana . Şeytan diyor ki bana kalk yatağından git, kes Bay Parris’ın. Ama ben de diyorum ki ona, ben bu adama düşman değilim, bu adamı öldürmek istemiyorum. O da diyor ki bana, sen benden yana çalış, seni kölelikten kurtaracağım! Sana güzel giysiler vereceğim, seni göklere çıkaracağım, uça uça Barbados’a götüreceğim seni, diyor. Ben de diyorum ki ona, aldatma beni şeytan, yalancı şeytan! Bir fırtınalı gecede yine geldi bana ve şunu söyledi: Bak, ”benim için çalışan beyaz insanlar da var.” ben de baktım ne göreyim: Good değil miymiş!”

Bu oyuna konu olmuş olay, aslında gerçekte yaşanmış olan Salem Cadı Mahkemeleri’ni eleştirir. O dönemde toplumdan dışlanmış insanların ”cadılık” ve ”şeytanla iş birliği” yapmakla suçlanarak idam edilmesi sonucu birçok masum insan canından olmuştur. Dönemin zenginleri bunu maddiyat için yaparken, dönemin dindarları bunu ”din”olgusuna sığınarak yapmıştır. Bir kadının evlilik dışı çocuğa sahip olması, evli birinin sevgilisi olması ya da sokakta yaşayan dilenciler için kullanılan bu manipülasyon sonucu tarihe geçen ”Salem Olayları” ortaya çıkmıştır.

”Yanıyor, alev alev yanıyor dünya. Şeytanın ayak seslerini duyuyorum, geliyor işte elli çeşit suratıyla benim suratım onun suratı, seninki Danforth seninki de onun suratı. İnsanları cehaletten kurtaracak olanların gevşemesi yüzünden benim gibilerin gevşemesi yüzünden sizin gibilerin yalana bile gerçek diyen sizin gibi kara vicdanlı insanlar yüzünden tanrı lanet ediyor soyumuza. Yanacağız hep birlikte yanacağız. Tanrının ateşinde..”

Arthur Miller bu Salem olaylarını konu aldığı oyununda aslında yaşadığı dönemin eleştirisini buğulu bir camdan okuyucuya ve izleyiciye sunmuştur. McCarthy dönemi ile Salem Cadı Mahkemeleri arasında bağlantı kurup ”cadı avını”, ”haksızlık” kavramını ”sürü psikolojisini” bizlere aktarmıştır. 1692 yılında din kullanılarak yapılan bu cadı avı, 1952’de siyaset kullanılarak komünist, sanatçı, aydın avına dönüşmüştür. Sevgili Miller da bundan payını alan aydınlardan olmuştur. Yüzyıllar geçmiş ama insanlar başka insanları başka değerler uğruna kullanmaya devam etmişlerdir.

”Cennet ve cehennem bizim sırtımızda dövüşüyor şimdi”

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin