Ankara’nın Tarih Tanığı Semti: Ulus

Özellikle son 20-30 yıllık dönemde şehir hareketliliğinin büyük bölümü Kızılay çevresinde yaşansa da Ulus semti, uzun yıllar boyunca Ankara’nın kalbinin attığı yer olmuş. Hala çarşıları, hanları, çok yakın zamana kadar her hafta sonu şehrin iki takımından birinin, Ankaragücü yahut Gençlerbirliği’nin, taraftarlarını ağırlayan stadı, garı, hatta halleri ile şehir hayatının pek çok unsurunu bünyesinde barındırmaya devam ediyor. Ancak benim bu yazımda değinmek istediğim nokta, bünyesinde barındırdığı bir başka önemli ögeye yönelik: Tarih. Üstelik bu semtin öyle bir dokusu var ki tarihi açıdan ele aldığınızda birbirinden bağımsız pek çok farklı dönemleri incelemek gerekiyor. Ben de bu yazımda sizler için elimden geldiğince bunu yapacağım. Şimdiden keyifli okumalar!

Tarih Sahnesi Şekillenmeden: İlk Medeniyetlerden İzler

Bugün hala Ankara’nın göbeğinde bulunan Hitit Güneş Kursu Anıtı bize her gün hatırlatıyor Ankara’nın tarihin en eski dönemlerinden beri farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir yerleşim yeri olduğunu. Ancak eğer Hitit Uygarlığı’nı ve onların sanatını temsil eden bu anıta sırtımızı verip yüzümüzü kuzeye döner, bulvar boyunca ilerlersek varacağımız Ulus’ta çok farklı medeniyetlerden çok farklı izler bulacağız.

İlk durağımız Augustus Tapınağı, ya da Latince adıyla Monumentum Ancyranum (Ankara Tapınağı). Bu tapınak, semtin ve şehrin en uğrak dini noktalarından olan Hacı Bayram Veli Camii’nin hemen yanında bulunuyor. Şu anda hala büyük bölümü ayakta duran tapınağın yerinde ise bir zamanlar Frigya’nın Ay tanrısı Men adına yapılmış bir tapınak yer alıyormuş. Eldeki tarihi bilgilere göre bu tapınak MÖ 25 yılından sonra bilinmeyen bir tarihte yıkılmış. Günümüzde bu noktada gördüğümüz yapı ise Ankara’da Friglerden sonra yaşamış bir başka medeniyetten, Galatlardan kalma. Tapınak, son Galat hükümdarı Amintos’un oğlu Pilamenes tarafından Roma imparatoru Augustus adına bir bağlılık göstergesi olarak yaptırılmış. Daha sonra Doğu Roma İmparatorluğu döneminde yapılan değişikliklerle kilise haline getirilmiş. Tapınakta aynı zamanda Augustus’un hayat hikayesini ve başarılarını anlattığı Res Gestae Divi Augusti (Tanrısal Augustus’un Gerçekleştirdiği Şeyler) kitabesinin dünyadaki üç örneğinden biri yer alıyor. Aslının nerede olduğu bilinmeyen bu kitabenin günümüze en iyi korunarak ulaşmış örneği olarak Ankara’da yer alan bu örnek gösterilmektedir.

Augustus Tapınağı

Şimdi Augustus Tapınağı’nı arkamızda bırakıp yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüşe çıkacağız. Bu sırada takvimlerimiz ise 200 yıldan biraz daha fazla ileri saracak ve karşımızda, Roma sağlık tanrısı Asklepios için yapılmış Roma Hamamı’nı bulacağız. Roma Hamamı, 3. yüzyılda Roma imparatoru Caracalla tarafından yaptırılmış. Bir höyük içinde kalan taş kalıntılar olarak karşımıza çıkan bu yapının höyük içindeki kısmı çok iyi korunduğundan hakkında ayrıntılı bilgiye ulaşmak da mümkün olmuş. İlk olarak hamamın mimari düzenine bakarak bu hamamın taşra kenti hamamlarından çok bir imparatorluk hamamı standartlarında olduğu anlaşılmaktadır. Bu da gösteriyor ki Roma İmparatorluğu zamanında da Ankara, imparatorluğun önemli yerleşim yerlerinden birisiymiş. Hamam binası ve sütunlu yol olmak üzere iki bölümden oluşan yapının hamam binası kısmında ise soğukluk, ılıklık ve sıcaklık şeklinde adlandırılan, farklı mevsimlere göre farklı kullanım amaçlarıyla oluşturulan kısımlar bulunuyor. Buradaki en “Ankaralı” bilgi ise ılıklık ve sıcaklık kısımlarının soğukluk kısmından çok daha büyük olması. Bunun sebebi ise, evet, Ankara soğuğu.

Roma Hamamı

Ankara’nın soğuğunu da bu bahar günlerinde içten içe hissettiysek gelin bir yüzyıl daha ileri gidip kendimizi Julyanus Sütunu’nun, ya da halk arasındaki adıyla Belkıs Minaresi’nin önünde bulalım. Bu sütun, yolu Pers seferi için Ankara’dan geçecek olan son Pagan Roma İmparatoru Julyanus’u onurlandırmak için dördüncü yüzyılda dikilmiş. Sütun günümüzde valilik binasının önündeki Hükumet Meydanı’nda yer alsa da ilk adresi burası değilmiş. Yazımızın devamında da değineceğimiz İş Bankası binasının bugün bulunduğu bölgeye inşa edilmiş ancak zeminden dolayı zamanla eğilmeye başladığı için 1934 yılında şu anki yerine taşınmış (Bir nevi Ankara’nın Pisa Kulesi olmaktan alıkonulmuş diyebiliriz.). Julyanus Sütunu’nun Ankaralılar için bir simge haline gelmesinde bir başka unsur ise tepesinde yer alan leylek yuvası. Leyleklerin göç sırasında bir konaklama noktası olarak kullandığı bu yuva, restorasyonlar sırasında hatta taşınma aşamasında da korunmuş, ancak artan şehirleşmenin leyleklerin şehir içindeki yaşam alanlarını daraltmasıyla zamanla yok olmuş. Öyle ki bu yuvanın yok olması ziyaretçiler için bir şaşkınlık sebebi olmuş (https://www.hurriyet.com.tr/tarihi-sutun-yuvasiz-kaldi-40065523). Günümüzde bu yuvayı nostaljik fotoğraflarda ve posta pullarında görmek mümkün.

Julyanus Sütunu Pulu

Şimdi gelin bu “erken tarih” turumuzu, yalnızca şu ana kadar gezdiğimiz bu noktaları değil Ankara’nın tamamını ayaklarımız altında göreceğimiz Ankara Kalesi’nde bitirelim. Ne zaman inşa edildiği bilinmese de Ankara Kalesi’nin tarihi de çok eskilere dayanıyor. Zira MÖ 2. yüzyılda Galatlar şehre yerleşirken kalenin var olduğu bilinmekte. Şehrin büyüyüp kale dışına taşması ise 2. yüzyılda, Romalıların şehri işgalinden sonra gerçekleşmiş. Az önce Roma Hamamı kısmında değindiğimiz imparator Caracalla döneminde surları onarılan, daha sonra da pek çok kez onarım ve yapılanma sürecinden geçen kale, günümüzde ise günlük hayatın bir parçası olmuş durumda.

Ankara Kalesi

Daha Yakın Tarihin Tanıkları: Ulus Hanları

Ulus sokaklarında Roma İmparatorluğu turumuzu tamamladıktan sonra gelin zaman yolculuğumuzu biraz daha hızlandıralım. Şimdi 14-17. yüzyıllar arasındayız ve kim bilir kimlere ev sahipliği yapmış Ulus hanlarını tanıyacağız. Başlamadan önce belirtmek isterim ki bu bölgede aslında bu yazıda okuyacağınızdan çok daha fazla han yer almakta. Ancak bunların arasından geçmişi daha eskilere dayananları, bir de bir Ankaralı olarak anlayışınıza sığınarak daha çok sevdiklerimi seçtim. Geniş listeye ise bu linkten ulaşabilirsiniz: https://ankara.ktb.gov.tr/TR-152968/hanlar.html

İlk durağımız Kurşunlu Han. Hanın 1471 yılında, Fatih Sultan Mehmed’in başvezirlerinden Rum Mehmed Paşa tarafından yaptırıldığı düşünülse de 1946 yılında yapılan onarımda ele geçirilen, II. Murad dönemine ait sikkeler hanın daha eski tarihli de olabileceğini ortaya koyuyor. Kurşunlu Han, Ankara keçisinin yününden elde edilen bir tür kumaş olan sof ticaretinin yoğun olarak yapıldığı, dönemin en işlek ve pahalı ticaret noktalarından biri olarak uzun yıllar hizmet vermiş. Günümüzde ise Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin idari binası olarak kullanılmakta.

Kurşunlu Han

Buradan çıkıp Ulus’un ünlü sebze ve meyve haline doğru yürürsek bir 5 dakika kadar sonra sol tarafımızda uzanan sokakta Suluhan kalacak. 16. yüzyıla tarihlenen bu hanın, II. Bayezid’in emirlerinden Hasan Paşa tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir. Halk arasında Hasanpaşa Hanı ve Ankaravî Han olarak da anılan han, ünlü 1929 Balıkpazarı Yangını’nda büyük ölçüde tahrip olsa da 1984 yılında onarımdan geçirilerek günümüzdeki halini almış. Günümüzde ise geleneksel takı ve süs eşyaları satıcılarının ağırlıkta olduğu bir iş hanı niteliğinde.

Suluhan

Şimdi tarihte biraz daha ileride, yazı boyunca kat ettiğimiz yolda ise biraz daha geride bir noktaya gideceğiz. Bugün herhangi bir platformda Ankara’nın turistik mekanlarını aradığınızda karşınıza çıkacak önerilenden biri, az önce ziyaret ettiğimiz Kurşunlu Han’ın biraz yukarısında (üzgünüm, Ankara’da yönler aşağı ve yukarıdır) bulunan Rahmi Koç Müzesi’dir. Bu müzeye ev sahibi yapan bina ise 1522-1523 tarihleri arasında Mihrimah Sultan’ın damadı Damat Rüstem Paşa tarafından yaptırılan Çengel Han’dır. İpek Yolu üzerinde önemli bir uğrak noktası ve ticaret durağı olan han, uzun süre tiftik deposu olarak kullanılmış. Sağlam mimarisi, bugüne kadar korunarak gelmesinde önemli pay sahibi olmuş.

 Çengelhan

Tarihsel akışta düz bir yolu seçtiğim için size aynı yollarda çok fazla gel-git yaptırdığımın farkındayım, ancak az önce çıktığımız yokuşu bir miktar inersek, duvarlarında Faruk Nafiz’in ünlü Han Duvarları şiirlerinin aşağıdaki dizelerini görebileceğimiz Pirinç Han’a varmış olacağız. Gelin bu dizeleri okuduktan sonra kapıdan içeri adımımızı atalım.

Ne zaman yolda bir hana rastlasam, irkilirim.
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar.
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları!
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!

Şehrin ilk ahşap hanı olan Pirinç Han, yapı içerisinde bulunan metinlere göre 17. yüzyılda Rumeli Kazaskeri Emin Mehmet Efendi tarafından yaptırılmış.  1985 yılında yenilenen hanın yapısal özellikleri korunmuş. Günümüzde ise kafesi ve çeşitli dükkanlarıyla bir ticaret merkezi olarak yaşamını sürdürüyor.

Pirinç Han

Yaşasın Cumhuriyet!: Yeni Ankara

13 Ekim 1923 tarihinde Ankara, yeni cumhuriyetin başkenti ilan edildi. Bu, kentin kaderini doğrudan etkileyen bir değişiklikti. Çünkü Milli Mücadele’nin merkezi olmuş Ankara, bu yıllardan sonra da cumhuriyetin merkezi olacak, çağdaşlaşma hamleleri ve modernleşme çabalarının ilk izleri Ankara’da görülecekti. İşte bu çabanın doğal bir sonucu olarak, cumhuriyetin ilk yıllarında Avrupai tarzda pek çok mimari eser birer birer Ankara sokaklarında boy göstermeye başladı. Tabii ki bu süreçten nasibini tarih kokan semtimiz Ulus da fazlasıyla aldı.

Şimdi dilerseniz yazının burasına kadar izlediğimiz kronolojik sırayı bir kenara bırakıp, mekânsal bir yolculuk rotası çizelim. Çünkü biliyorum ki yoruldunuz ve aynı yolu git-gel yapmak istemeyeceksiniz.

Varsayalım ki Ankara’ya şehir dışından, bir trenle geldiniz. Şayet indiğiniz bir hızlı tren değilse, şu an 1937 yılında yapılan Ankara Gar binasındasınız. Gardan Ulus yönünde çıkıp, gar önündeki meydanda 10 Ekim’de yaşanan acıların içinden geçip cadde üzerinden dümdüz yürüdüğünüzde karşınıza hemen hemen bir arada üç yapı çıkacak: Birinci Meclis, İkinci Meclis ve Ankara Palas.

Birinci Meclis

İkinci Meclis

Birinci Meclis binası, Milli Mücadele’nin en önemli kararlarının alındığı dönemde, 23 Nisan 1920-15 Ekim 1924 tarihleri arasında meclise ev sahipliği yapmış. Yapımına 1915 yılında başlanan binanın önemli özelliklerinden biri, duvarlarında “Ankara taşı” olarak da bilinen andezitin kullanılması. 1924 yılında ise bu binanın genişleyen meclise yeterli olmaması gerekçesiyle yeni bir binaya ihtiyaç duyulmuş ve günümüzde İkinci TBMM Binası olarak anılan binaya geçiş yapılmış. Bina aslında 1923 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası toplantı yeri olarak tasarlanmış ancak sonrasında ihtiyaç doğrultusunda kullanım amacında değişikliğe gidilmiş. Bu bina ise TBMM’ye 1960 yılına kadar hizmet vermiş. Günümüzde Birinci Meclis binası Kurtuluş Savaşı Müzesi, İkinci Meclis binası ise Cumhuriyet Müzesi olarak faaliyet göstermekte.

İkinci Meclis binasının hemen karşısında göreceğiniz, şahsi kanaatime göre Ankara’nın en güzel binası ise Ankara Palas binası. Bina, bugün de hala Dışişleri Bakanlığı Devlet Konukevi adı altında davetlerde kullanılıyor ve bu işlevle kullanılmaya ilk olarak 1927 yılında başlamış. Yeni cumhuriyetin cemiyet hayatına pek çok balo ve toplantıyla ev sahipliği yapan Ankara Palas, Yakup Kadri’nin Ankara romanında da şu satırlarla yer alıyor:

“Ankara’da bir yandan altyapı çalışmaları yapılırken, diğer yandan da elçiliklerde verilen danslı çay davetleri ve briç partileriyle sosyal hayat da canlanmaktadır. Bu davetlerin sayısı arttıkça aileler arası bir giyim kuşam yarışı başlar.

Ankara Palas’ın açıldığı yıl, yılbaşı baloları ayrı bir heyecan yaratır. Ankara Palas’ın büyük hol ve salonlarında çeşitli eğlenceler planlanmaktadır. Hazırlıklar aylar öncesinden başlar, İstanbul terzilerine siparişler verilir, Beyoğlu’nun büyük mağazalarında kalmayan mallar Avrupa’ya sipariş edilir.

Balo günü geldiğinde Ankara Palas’ın önünde heyecanlı bir hareketlilik yaşanıyordu. Şık otomobilleriyle baloya gelenler otelin kapısında birikmiş olan meraklı halk kümelerini zorlukla açarak içeri girebiliyorlardı. Bütün bu olanları bir film şeridi gibi izleyen yerli ve köylülerin oluşturduğu kalabalık için ise balo denilen şey Ankara Palas’ın önünde başlıyor ve bitiyordu. Onlar içerideki dünyada olup bitenleri merak etmekle ve kendi aralarında tahminler yürütmekle yetiniyorlardı. İçerideki dünyada ise davetliler dans ediyorlar, birbirlerinin üst baş ve davranışlarını inceliyorlar ve memleket meseleleri üzerine derin sohbetlere dalıyorlardı.”

Ankara Palas

Geldiğiniz yoldan devam ettiğinizde sağ çaprazınızda kalacak ihtişamlı Atatürk heykelini gördükten sonra yüzünüzü sola çevirirseniz, Mustafa Kemal’in kurduğu İş Bankası’nın 1929’da açılan tarihi binasını göreceksiniz. İtalyan mimar Giulio Mongeri’nin tasarımı olan bina, 1974’e kadar bankanın genel merkezi olarak hizmet vermesinin ardından Ankara şubesi olarak faaliyetini sürdürmüş. Geçtiğimiz yıldan beri ise binanın içinde İktisadi Bağımsızlık Müzesi adıyla bir müze bulunmakta.

İş Bankası binası

Bu binayı da gördüysek geldiğimiz yöne göre biraz geniş açılı bir sağ dönüş yaparsak, ana cadde üzerinden beş dakika içerisinde Tekel Başmüdürlük Binası’na ulaşabiliriz. Bina, tıpkı İş Bankası binası gibi Giulio Mongeri tarafından tasarlanmış ve 1928 yılında inşa edilmiş. Görünümünden dolayı “Kubbeli Tekel” olarak da anılan bina, bugün hala aynı amaçla hizmet vermeye devam ediyor.

Tekel Başmüdürlük Binası

Yüzyıllar süren bir yolculuk yaptık ve haliyle yorulduk. Ancak son birkaç durağımız kaldı; buralarda durup soluklanabilir, Opera binasında bir opera izleyebilir, Resim Heykel Müzesi’nde güzel bir sanat gezisi yapabilirsiniz. Opera binasına yine aynı caddeden devam ettiğinizde yalnızca birkaç dakikalık bir yürüyüşün ardından ulaşacaksınız. Bina, 1933-34 yıllarında Şevki Balmumcu tarafından Sergi Evi olarak tasarlanıp 1947-48’de Alman mimar Paul Bonetz tarafından bugünkü haline dönüştürülmüş. Bugün de hala opera binası olarak hizmet veriyor.

Opera’nın eski bir fotoğrafı

Burada bir miktar soluklandıysak gelin son iki durağımıza gidelim. Zira bu son durağımız, ulaştığımız Talatpaşa Bulvarı’ndan sola döndüğümüz anda sağ çaprazımızda bütün ihtişamıyla karşımıza çıkacak olan karşılıklı iki bina. Resim ve Heykel Müzesi’nin mimarı, aynı zamanda Ankara Palas’ı da tasarlayan Vedat Tek. İtiraf etmeliyim ki bu bilgiyi öğrenmek benim için şaşırtıcı olmuştu, çünkü yukarıda söylediğim gibi Ankara Palas bana göre Ankara’nın en güzel binası, onu izleyen binalardan biri ise şüphesiz Resim Heykel Müzesi. 1927-30 yılları arasında ilk olarak Türk Ocakları binası olarak inşa edilen yapı, 1931’de Türk Ocakları’nın kapatılmasıyla Halkevi olarak kullanılmaya başlanmış. Günümüzde ise Devlet Resim ve Heykel Müzesi olarak işlevini sürdürüyor. Resim Heykel Müzesi’nin karşısında ise Etnografya Müzesi yer alıyor. 1930 yılında yapılan bina aslında Arkeoloji Müzesi olarak tasarlanmış, yapımından sonra ise Resim Heykel Müzesi’nin bir parçası olması düşünülmüş.. Aslında bu da haritaya bile bakmadan Resim Heykel Müzesi ile dip dibe durduğunu gösteriyor. Ancak sonraları binanın Anadolu etnografya ve folklorunu tanıtacak bir müze haline getirilmesine karar verilmiş. Müzenin önünde duran bronz Atatürk heykeli ise 1927 yılında İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’ya yaptırılmış.

Resim Heykel Müzesi

Etnografya Müzesi

Ulus sokaklarında yaptığımız bu mekânsal ve tarihsel yolculuğu sonlandırmanın zamanı geldi. Dilerim günümüzde şehrin keşmekeşinin arasında sıradanlaşmış bu farklı tarihlerin izlerine, burayı bir sonraki ziyaretinizde farklı gözlerle bakmanızı bir nebze de olsa sağlayabilmişimdir.

Not: Ankara’yı biraz daha yakından tanımak istiyorsanız, arama motorunuza “Ankara Ulus Roma” yazdıktan sonra çıkan tahminlere göz atın.

KAYNAKÇA:

1. Monumentum Ancyranum. (n.d.). Brill’s New Pauly. doi: 10.1163/1574-9347_bnp_e809680

2. Ne Demek Ankara; Balgat, Niye Balgat!?. ODTÜ Geliştirme Vakfı Yayıncılık. s. 49. ISBN 975-7964-87-4

3. Roma Hamamı Ziyareti: Ankara Kalkınma Ajansı. (n.d.). https://www.ankaraka.org.tr/tr/roma-hamami-ziyareti_4064.html kaynağından arşivlendi.

4. Ali Boran. “Türk Sanatında Kale Mimarisi”. tarihtarih.com. 9 Temmuz 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 19 Şubat 2016.
5. Ersoy, Bozkurt. “Ankara, Hasan Paşa Hanı (Sulu Han)”https://www.academia.edu/. Ankara dergisi, Ocak 1992. Erişim tarihi: 3 Ocak 2018
6. Ankara’nın Hanları: Lavarla. https://lavarla.com/ankaranin-hanlari/

7. Ulus Tarihi Kent Merkezi. (n.d.). http://www.mimarlarodasiankara.org/index.php?Did=1475

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin