
Müstehcen bir fıkrayla beynime kazıyıp bana aldığın pinokyo kırıldı, parkın birinde dizine uzandıktan sonra ayrılık kokan bir ikindi akşamı hediye ettiğin mp3 bozuldu. Teknolojik sebeplerden değil, soğuk otel odalarında bolca dinlendi ve dayanabileceği şartlara fazlasıyla dayandı. Hayallerimi sorup, çizdirdiğin, “çiçek toplayan kız” tablosuna çay döküldü. Duvardaki tabloya çay nasıl dökülür diye sorma. Kırılıp dökülen bir bardağa çare bulamayacağını bilen annemin dediği gibi “olacağı varmış”. O tablonun adı “çiçek toplayan o…” olduysa da evimizin en sosyetik parçasıydı. Kenar mahallemize de renk katmışlığı vardı. Aldığın daha doğrusu alıp birlikte okuduğumuz kitaplar çalındı. Hangisi nerede bilmiyorum. Hangi kitaplığın tozunu soluyorlar gerçekten bilmiyorum. Altını sen okursun diye süslü kalemlerle çizmiştim. Umarım bir sevdaya tercüman olmuştur. Anlayacağın senden geriye hiçbir şey kalmadı. Sanki tüm olasılıklar seni unutmam üzerine Allah tarafından oluşturulmuş gibi. Sanki Allah da seni unutmamı istiyor gibi, yoksa bunca uğraş niye!








































