Gece Modu

“Aşık olunan kişiyle henüz bir samimiyet kurmadan önce bile onu zaten tanıyormuşuz gibi tuhaf bir duyguya kapılabiliriz. Onunla daha önce bir yerde, bir önceki yaşamımızda ya da belki rüyalarımızda tanışmışızdır sanki. Platon’un Şölen’ inde Aristofanes, bu aşinalık duygusuna ilişkin aşık olduğumuz kişinin bir zamanlar yapışık olup da sonra yitirdiğimiz ” öteki yarımız ” olduğu iddiasını ortaya atar. Başlangıçta, bütün insanlar çift sırtlı, çift böğürlü, dört elli, dört bacaklı ve aynı başta zıt taraflara bakan iki suratlı, çift cinsiyetli canlılarmış. Bu çift cinsiyetliler öyle güçlü öyle gururluymuşlar ki Zeus onları ikiye ayırmak zorunda kalmış, – erkek ve dişi olmak üzere- işte o gün bugündür, her erkek ve kadın, öteki yarısıyla yeniden birleşebilmek için çabalayıp duruyor demek ki.” ( s. 68)

Alain De Botton, bazılarına tanıdık bazılarına ise ilk defa tanışma fırsatı bulunduracağım yazar, oldukça maharetli olması ve günümüzde basitleşen aşk tespitlerini oldukça yerle bir eden bir kitap yazmış: Aşk Üzerine.

Kitapta Tolstoy, Stendal, Arısto gibi felsefi ve edebi yazarların görüşlerine de yer verilerek
‘aşk üzerine ‘ yorumlar yer alıyor. Sel’ den çıkan kitabın kapak yorumu ise şöyle: ” … Bize çok tanıdık gelen ruh halleri, derinlikleri, çelişkileri ve sıraları ile karşımıza çıkan aşka dair söylenen, düşünülen ve yaşanan her şeyi anlatıyor.
Felsefenin, statü endişesinin, çalışmanın ve seyahat etmenin inceliklerinden sonra sıra aşık olmanın zorlu, ancak bir o kadar da keyifli anları ile tanışmaya geldi.”
Kitap yirmi dört bölümden oluşuyor. Kitaptan alıntılar sunarak keyifli okumalar diliyorum.


‎* “İnsanların asıl yüzünü görmek hem kolay, hem de bir ile yaramıyor,” demişti Elias Canetti, başkalarında gereksiz yere kabahat bulmamıza ilişkin. Öyleyse aşık olmak, bu süreçte biraz körleşmek pahasına da olsa, başka insanlarda kabahat bulmayı anlık bir dürtüyle askıya almaktan kaynaklanıyor olamaz mı ? ( s.17)

• Her aşık oluş ( Oscar Wilde’ e kuşak verecek olursak) umudun kendini bilmişliğe karşı zaferidir.(s. 20)

• Sevilmek için yalan söylemek, Eğer yalan söylemezsem, sevilemem gibi sapkın bir tavrı da beraberinde getiriyordu. Baştan çıkarmayı kişisel özelliklerin ( ötekinden farklı olan özelliklerin de tabii) yok edilmesi şeklinde algılayanların tavrıdır bu, gerçek benliğin özellikleriyle arzu duyulan kişinin mükemmel görünen özellikleri çatışma halindedir ( ve kişi kendini karşısındakine layık bulamamaktadır).

• Albert Camus, kendimizi dağınık hissetmemize karşılık, başkalarının dışardan bakınca hem fiziksel, hem de duygusal olarak son derece derli toplu göründüğü gerekçesiyle aşık olduğumuzu öne sürmüştü. Tutarlı bir öykü, sabit bir kişilik, belli bir yön duygusu hissetmeyince, öteki insanlarda bunları gördüğümüzü sanırız. (s. 64)

• ‎ Baudelaire, hoşlandığı kadınla Paris ‘ te bir gün geçiren adamı anlatıyor bir şiirinde. Kadınla birçok konuda anlaşabildiği için, ruhunu birleştirebileceği ideal eşi bulduğu sanısına kapılıyor adam. Birlikte bir bulvarın köşesindeki kafeye girip oturduklarında, kafenin penceresinden içerideki zarif müşterilere, kenarı altın yaldızlı parlak beyaz duvarlarına bakan yoksul bir işçi ile ailesini görüyor adam. İçerideki şatafatı seyreden bu yoksul insanların büyülenmişliği, adamın kendi pozisyonundan utanıp sıkılmasına yol açıyor. Aynı ruh halini kadının gözlerinden okuyabilmek için ona dönüyor. Oysa ruhunu birleştirmek istediği kadın, şu paçozların kocaman şaşkın gözleriyle ne kadar dayanılmaz olduğunu söyleyerek, garsonu çağırıp onların kovulmasını istiyor. Her aşk öyküsünde böyle anlar yok mudur? İnsanın, kendi düşüncelerini yansıtan bir çift gözü arayışı ( traji-komik) bir görüş ayrılığıyla sonuçlanabiliyor işte- ister sınıf mücadelesi, ister bir çift ayakkabı üzerine olsun. ( s. 72)

• Aşk olmadan , doğru dürüst bir kimlik edinme yeteneğimizi yitiririz, aşk olduğunda ise benlik bir bakıma sürekli onaylanır. Dinde Tanrı’ nın bakışının bu kadar önemli olması a şaşmamak gerek: Göze görünmek, varoluşunu onaylatmaktır, bakanın Tanrı ya da bizi seven biri olması daha da iyidir. (s.128)

• Sevgi karşılığını bulamayınca sevilmek isteğinin küstahlığı ortaya çıkar – yine arzularımla bir başıma kalmıştım işte, korunaksız, haksız, yasaları da aşan isteklerimde son derece de açık: Sev beni ! Ve neden ? Neden olacak, o her zamanki önemsiz nedenden: Çünkü ben seni seviyorum…

•Oysa benim üstünlüğüm zaten terk edilmişliğimden ve çektiğim acılardan kaynaklanıyordu: Acı çekiyorum, öyleyse özel birisiyim. Beni anlamadılar, ama zaten özellikle bu nedenle, gerçekten anlaşılmayı hak ediyorum.(s. 209)

•‎Bir Arap atasözüne göre, insan ruhu bir deveyle aynı hızda ilerler. Şimdiki zamanın şiddetli dinamiğiyle geleceğe itilirken, insan yüreğini taşıyan ruh, anıların yüküyle, nostaljik bir halde arkadan yetişmeye çalışır. Devenin yüzü her aşk ilişkisiyle ağırlaştığı için, ruh bu aşklardan yavaşlar. ( s.211)

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin