Sosyal BilimlerAcının Kitschleştirilmesi: İzmir Depremi

Acının Kitschleştirilmesi: İzmir Depremi

-

Sanayileşmenin yaratmış olduğu kırsal alandan kentlere doğru göç, beraberinde birçok ihtiyaç doğurmuştur. Bu ihtiyaçların en temeli barınma, bir konut ihtiyacı üzerinedir. Konut ihtiyacı, gecekondulaşma faaliyetleri olarak ya da kırdaki mevcut tecrübeleriyle kente çok katlı binalar dikme faaliyetinde bulunan ‘müteahhitler’ tarafından da gerçekleştirilmektedir. Bu durum, hem bir mülk edinme açısından hem de o mülk aracılığıyla barınma, ekonomik kazanç elde etme gibi ihtiyaçların karşılanması bakımından önemli bir rol oynamıştır. Tecrübesiz ya da yarı tecrübeli bireyler tarafından inşa edilen sağlıksız binalar, bunun sonucunda ortaya çıkabilecek olan deprem facialarına da zemin hazırlamıştır.

Türkiye, geniş bir deprem alanına ev sahipliği yapan bir ülkedir. Yer kabuğunun derin katmanlarının kırılıp yer değiştirmesiyle sarsıntı meydana getiren bu depremler, fay hattının üzerinde bulunan sağlıksız yapıların yıkılma riskini de gözler önüne sermektedir. Bu risk, fay hattı üzerinde bulunmanın yanı sıra denizle bağlantılı ve alüvyon zeminler üzerinde kurulu yapılar için de geçerliliğini sürdürmektedir.

Deprem, coğrafi faktörleri olduğu kadar sosyolojik faktörleri de ortaya koyabilmektedir. Deprem, direkt olarak yoksullukla ilişkili değildir. Ancak kalitesiz malzemeler ile inşa edilmiş binalarda yaşayan bireylerin kimi zaman ekonomik sıkıntılar nedeniyle yaşamını bu binalarda sürdürdüğü söylenebilir.

Deprem meydana geldiği andan itibaren depremin bulunduğu bölgelerde iktidar gücü elde etme faaliyetleri gözlemlenebilir. Deprem sonrası depremzedelerin acil servis araçlarının içerisinde ilk defa fotoğraflanmasının yine ilk defa gücü elinde bulunduranlarca paylaşılması yalnızca iktidar gücünü elinde barındırmak isteyenlerin değil buna bağlı olarak boy gösteren basın yayın faaliyetlerini de içine dahil etmektedir. Bu basın yayın faaliyetleri sırasında kimi zaman bireylerin psikolojik ve fizyolojik sağlığı göz ardı edilebilmektedir.

Bir diğer konu ise, acının kitschleştirilmesidir. Kitsch, burada “ticari kaygılarla üretilmiş olan, kötü, çirkin bir kopya” olarak ifade edilebilir. Bireylerin yaşamış olduğu kaygı ya da travma anında ortaya konulan belgelerin ticari kaygı güdülerek bir meta halini aldığı gözlemlenebilir. Yaşanan acıyı, acının sebebini, arta kalanları ve yaşayanın yükünü hiçe sayarak romantikleştirmek ve bundan rant elde etmeye çalışmak kitsch kavramı ile örtüşür. Bu durum Van Gogh’un kulağını kesmesi ile yaşadığı acının yine bu durumla birlikte acıyı endüstrileştirme ya da popüler hâle getirme güdüsüyle ortaya konulan ürünler ile de örneklendirilebilir. Bu durum yine, satışı ortaya konulan ürünlerin satışının durdurulabilmesi konusunda kamuoyu baskısını, dolayısıyla popüler olana karşı yine geniş kitlelerin bilinçli karşı çıkışını bir ihtiyaç hâline getirir. İzmir depreminden sağ kurtarılan ve acılarının sebebi sorulmayan vatandaşların, kurtarıldıktan saatler sonra satışa sunulan bardaklarda “umut” vurgusuyla yaşadıkları acının popülerleştirilmesi ve endüstrileştirilmesi bunun en çarpıcı örneklerindendir.

Marx, bu konuyla ilişkili olarak, “En sonunda, insanın ayrılmaz parçası olan her şeyin alışveriş ve pazarlık konusu olduğu zaman gelip çattı. Bu, o zamana kadar el değiştiren fakat ticaret konusu olmayan; erdem, duygu, kanaat, bilgi ve bilinç gibi şeylerin de ticaret konusu olduğu bir zamandır. Tek kelimeyle her şey ticaret konusu oldu. Bu genel kokuşma ve evrensel ölçekli alış-veriş dönemidir. Eğer ekonomik terimlerle ifade etmek gerekirse, bu, maddi olsun manevi olsun her şeyin gerçek değerinin saptanması için pazara getirildiği bir zamandır” (Marx, 2011). ifadesini kullanmıştır.

Benzer acıyı yaşamış toplumların benzer duyarlılıkları paylaştığı görülebilir; ancak bu bizi o acıdan rant elde etmeye değil toplumsal dayanışmaya götürdüğü takdirde gerçek bir umuttan söz edilebilir. Ekim 2011’de meydana gelen Van depremindeki bir depremzedenin, İzmir depremindeki depremzedelere göndermiş olduğu battaniye, benzer acıları yaşamış toplumların ihtiyaçların karşılanması boyutunda da daha tanıdık ve bilinçli eylemler gösterdiğini ortaya koyabilir. Bu durum yine, Suriyeli mültecilerin: “Savaşta her şeyi gördük, biz alışmışız.” cümlesini kullanarak enkaz altında kalan kişileri kurtarmaya yardım etmesiyle ilişkilendirilebilir.

Mülteciler ve deprem konusunda bir diğer konu ise ‘yağma’dır. Ülkemizde bulunan ekonomik anlamda güçlük çeken ve toplumsal sınıfı fark etmeksizin herhangi bir vatandaşın, depremzedelere yardım için gönderilen ürünleri izinsiz almaya ya da satmaya çalıştığı görülebilir. Bu durum suç olgusu ile örtüşebilir. Ancak suça teşvik eden yoksulluk gibi faktörlerin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bu gibi durumlarda kötü amaç taşıyan eylemlerin gerekli hukuki işlemler aracılığıyla karşılık bulduğu söylenebilir.

Bu yazı vesilesiyle İzmir’de hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum.

Kaynakça

Marx, K., (2011), Felsefenin Sefaleti, İstanbul: Sol Yayınları

- Podcast -

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Son Yazılar

[PODCAST] Rönesans Ressamları #2- Michelangelo

Eğer yukarıdaki bağlantıdan podcastimiz açılmıyorsa buradan dinleyebilirsiniz.Bu podcastimizde Michelangelo hakkında bilinen - bilinmeyen birçok konuya değindik. Rönesans Ressamları serimiz...

Karantina Sürecinde Okuyabileceğiniz Kitaplar

Bu yazımızda hazır karantinadayken, her biri farkı tür olan ve hemen bitebilecek kitapları listeledik. İyi okumalar! 1- Normal İnsanlarYazarı Sally...

Toplumun Tekinsizliğinden Doğan Kitap: Müge Koçak, Yankı

"Toplum olarak yaralıydık sanırım. Amaçsızlığmız sürekli birilerinin yarasına dokunuyor gibiydi. Kimse bizim hiçbir fikre bağlı olmaksızın sırf şaklabanlık olsun...

Ihlamur Günlükleri – Başak Buğday | 20 Alıntı

“Bir şiir, öykü ya da roman okurken "işte aynen böyle  hissediyorum", "sanki ben yazmışım gibi" deyip altını çizdiğiniz tüm...
- Reklam -

Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar – 23 Alıntı

Nietzsche'nin ilk akıl hocası olan Schopenhauer, Alman felsefesinin de ilk düşünürlerindendir. Felsefesi, rasyonalizmin temele oturtulduğu felsefe tarihine yeni bir bakış...

Gelincik: Netflix’ten 90’lı Yıllara Bir Bakış

Yönetmenliğini Orçun Benli’nin yaptığı ve başrollerinde Ahmet Mümtaz Taylan ile Kaan Yıldırım’ı gördüğümüz Gelincik filmi, 90’lı yıllarda gerçekleşen faili...

2021 Brit Ödülleri Sahiplerini Buldu!

Britanya'nın en prestijli müzik ödüllerinden biri olarak gösterilen Brit Ödülleri 41.kez sahiplerini buldu!Ödüller, her sene olduğu gibi bu sene...

Elçiler: Kuzey Rönesansı’nda Dünyevi Olmayan Bir Gizem

Kuzey Rönesansı'nın en önemli isimlerinden biri Hans Holbein'ın 1533 yılında yaptığı Elçiler (The Ambassadors) eseri, yaşadığımız dünyaya ve inanılan...