Acıların Gerisine Gizlenmek: Bin Muhteşem Güneş | 28 Alıntı

Bin Muhteşem Güneş romanı, Uçurtma Avcısı’nın yazarı Khaled Hosseini’ye aittir. Bu romanları okuduğumuz zaman yazarın yaşadığı toplumun aynası olduğunu ve o toplumda yaşanan olayları eserlerine yansıttığını görüyoruz.  İki farklı kadının iki farklı hikâyesinin kesiştiği nokta. Yazar toplumundan yola çıkarak Ortadoğu’da kadınların yaşadığı zorlukları, uğradıkları zulümleri, kadına biçilen rolleri ve temelde kadınların insan olarak görülmediğini anlatmaya çalışmıştır. Bu kitabı okurken coğrafya kader midir sözü insanı düşündürüyor ve Ortadoğu’da kadın olarak doğmanın o insanın hayatında nelere mal olacağı çoktan bilinmiş oluyor. Biz de sizler için herkesin büyük beğenisini toplamış bu romandan birkaç alıntı derledik.

Alıntılara geçmeden önce bu güzel roman hakkındaki incelememize göz gezdirmek isterseniz linki şöyle bırakıyoruz; https://www.soylentidergi.com/bin-muhtesem-gunes-uzerinden-cografyayi-okumak/

Keyifli okumalar!

  1.  “ Meryem onun anlattıklarını çok iyi anımsıyordu; insan yüzünün perdede bir ev kadar büyük göründüğünü, orada bir araba kaza yaptığı zaman, metallerin ezilişini, parçalanışını kemiklerinde hissettiğini.” (sf,29)
  2. “Senin kadar sersemini de görmedim! Seni umursadığını, evine kabul edeceğini sanıyorsun, ha? Seni kızı gibi görüyor, evine alacak, öyle mi? Bak sana ne diyeyim. Bir erkeğin kalbi fesat, habis bir şeydir, Meryem. Bir ananın rahmine hiç benzemez. Kanamaz, sana yer açmak için genişlemez. Seni tek seven benim. Bu dünyada sahip olduğun tek insan, benim; ben öldükten sonra, hiç kimsen kalmayacak. Hiçbir şeyin olmayacak. Bir hiç olacaksın.”(sf,29/30)
  3. “Korkuyorsun Nana, derdi ona. Hiç tanımadığın mutluluğu benim bulmamdan korkuyorsun. Benim mutlu olmamı istemiyorsun. İyi bir hayatımın olmasını istemiyorsun. Habis, fesat kalpli olan sensin.” (sf,30)
  4. “Kuran gerçeği söyler, kızım. Bize reva gördüğü her imtihanın, her üzüntünün gerisinde mutlaka bir nedeni vardır Tanrı’nın.”(sf,41)
  5. “Anneni, sen doğmadan önce tanırdım, çocukluğunu bilirim; inan bana, o zaman da mutsuzdu. Korkarım, yaptığı şeyin tohumları yıllar önce atılmıştı. Demek istediğim, bu senin suçun değil. Senin suçun değil, kızım.”(sf,44)
  6. “Sürekli seni düşünürdüm. Yüz yaşına kadar yaşaman için dua ederdim. Bilmiyordum. Benden utandığını bilmiyordum ki.” (sf,58)
  7. “ Yerine oturmayan, kapanmayan çekmecelere, uyumsuz kaşıklara bıçaklara, sözde gereçlere bakıyor, baktığı her şey hayatını altüst eden, kendini köksüz, yersiz yurtsuz, bir başkasının hayatına zorla dalmış, davetsiz misafir gibi hissettiren o büyük sarsıntıyı anımsatıyordu.”(sf,66)
  8. “Meryem bu kadar çok kadının nasıl olup da aynı bahtsızlığa düştüğünü, hepsinin de nasıl böylesine berbat erkeklerle evlenebildiğini merak etti. Yoksa bu, evli kadınlara özgü, kedisinin bilmediği bir oyun, pirinç ıslamak ya da hamur yoğurmak gibi gündelik bir ayinle ilgili miydi?”(sf,69)
  9. “İçi takviyeli başlık kısmı, kafatasında sıkı ve ağır bir şey taşıdığı duygusu uyandırıyordu; kafesli bir perdenin gerisinden seyretmekse garip bir histi.
  10. “Meryem, onların üniversite mezunu olduğunu, şirketlerde bürolarda çalıştıklarını, günü kendilerine ait masalarda daktilo yazarak, sigara içerek, önemli kişilerle telefon görüşmeleri yaparak geçirdiklerini tahayyül etti. Bu kadınlar Meryem’i büyülemişti. Yalnızlığını, basit görüntüsünü, amaçsızlığını ve pek çok konudaki cahilliğini yüzüne çarpıyorlardı.”(sf,79)
  11. “ Gözünün önünde Herat’taki şen, iyimser atmosfer. Birbirini sevgi sözcüklerine, hayır dualarına boğan, gözleri ışıl ışıl parlayan insanlar canlanırdı. O zaman, bir sahipsizlik, kimsesizlik duygusu üzerine bir kefen gibi çöker, ancak bayram bittikten sonra kalkardı.”(sf,83/84)
  12. “Peki ya o bütün ar namus, yol yordam söylevleri, kadın müşterilerini, sonuçta ayakkabı denerken sadece ayaklarını gösteren kadınları yerden yere vurmaları? Bir kadının yüzü, demişti, yalnızca kocasını ilgilendirir.”(sf,87)
  13. “Ona duyduğu sevginin daha şimdiden, hissettiği bütün insani duyguları, her şeyi cüceleştirdiğini bilmek, artık çakıl taşlarıyla oynamaya gerek kalmadığını anlamak, ne olağanüstü bir duyguydu.”(sf,89)
  14. “Meryem ne zaman bu bebeği düşünse, yüreği kabarıyordu. Kabarıyor, genişliyordu, ta ki devasa bir dalga gibi hayatının bütün kayıplarını, bütün acılarını, bütün yalnızlıklarını ve aşağılık duygularını, özeleştirilerini, alıp götürünceye kadar.”(sf,93)
  15. “Aklına Nana’nın söylediği şey geldi; her bir kar tanesinin, dünyanın bir yerinde haksızlığa uğrayan bir kadının ağzından dökülen bir ah olduğunu. Bütün bu iç geçirmeler gökyüzüne yükseliyor, bulutlar halinde toplanıyor, sonra minicik parçalara bölünüp sessizce aşağıya, insanların üstüne yağıyordu. Bizim gibi kadınların neler çektiğinin göstergesi, demişti. Başınıza gelen her şeye nasıl sessizce katlandığımızın.”(sf,95)
  16. “Acı Meryem’i bir şekilde dalga gibi kaplıyor, tutup havaya kaldırıyor, tepe üstü yere fırlatıyordu. Yüzünü bile görmediği bir varlığı böyle üzüntüden katılıp kalacak kadar özleyebilmesi, Meryem’i hayretler içinde bırakıyordu.”(sf,96)
  17. “Hayır Tanrı’nın suçuydu; Meryem’le resmen alay etmişti işte. Bir sürü kadına bahşettiği şeyi Meryem’den esirgemişti.”(sf,98)
  18. “Meryem korkan bir kadının neleri sineye çekebileceğini çok iyi görüyordu. Ve kendisi korkuyordu. Erkeğin değişken mizacından, bir anda alevlenen öfkesinden, günlük, sıradan konuşmaları bile bir tartışmaya, bir er meydanına dönüştürme ısrarından ürkerek yaşıyordu.”(sf,103)
  19. “Artık şuna inanıyordu: Bütün sevgilerini zaten sahip oldukları çocuklara verip tüketen ana-babaların yeni çocuk yapmalarına izin verilmemeliydi. Haksızlıktı bu.” (sf,122)
  20. “Peki sen diye sormuştu Leyla, sen dışlandığını hissediyor musun? Babi gömleğinin ucuyla gözlüğünün camlarını temizledi.(sf,124)

– Bence tam bir saçmalık -hem de çok tehlikeli bir saçmalık- bu ben Taciğim sen Peştunsun, sen Hazara, bu Özbek lafları. Hepimiz Afganız ve önemli olan tek şey de bu. Ama bir grup ötekine bu kadar uzun süre tahakküm ederse… Hor görmeler, aşağılanmalar başlar. Rekabet. Husumet. Daima böyle olmuştur.”(sf,134)

  1. “Bu ülkede kadınların işi hep çok zor oldu Leyla, ama artık komünistler sayesinde daha özgürler, eskisinden çok daha fazla haklara sahipler, demişti, sesini alçaltarak.”(sf,138)
  2. “ “Bazı günler” dedi kadın boğuk bir sesle, “holdeki saatin tik taklarını dinliyorum. Ve beni bekleyen bütün o saniyeleri, dakikaları, saatleri, günleri haftaları, ayları, yılları düşünüyorum. Onlarsız geçecek olan onca zamanı. O zaman nefes alamıyorum; sanki biri kalbimin üzerinde tepiniyor, Leyla. Elim ayağım tutmaz oluyor. Öyle bitap düşüyorum ki, bir yere yığılıp kalmak istiyorum.”(sf,146)
  3. “Ama biz şu karşıdaki surlar gibiyiz. Hırpalanmış, dövülmüş, pek bakılacak hali kalmamış, fakat hala ayakta. Öyle değil mi peder?

Aynen öyle dedi, dedi Babi”(sf,150)

  1. “Bu ülkeyi bu kadar çok sevmeme karşın, bazen çekip gitmeyi düşünüyorum, dedi Babi

– Nereye?

-Unutmanın kolay olacağı bir yere.”(sf,153)

25.”Barış yakında gelecek ve ben tek başıma da kalsam onu bekleyeceğim.”(181)

  1. “Bu kentin ne çatılarını ışıldatan aylarını sayabilirsin,

      Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşi”(sf,196)

  1. “Sevgi, insana zarar veren bir hatadır; işbirlikçisi yani umutsa tehlikeli bir yanılsama.”(sf,262)
  2. “Hep kuzeyi gösteren bir pusula ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da mutlaka bir kadını işaret eder. Her zaman. Bunu aklından çıkarma, Meryem.”(sf,374) 

                                                             Bin Muhteşem Güneş, Khaled Hosseini
    Everest Yayınları, 2016

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin