
Uyanıp pencereye doğru heyecanla koştuğum sabahları hatırlıyorum. Seninle buluşmak için sözleştiğimiz günlerde oluyordu bu. Yanındayken güvendeydim ya hani, sen yürüdükçe karlar eriyordu sevgilim. Bundandır sana olan çıkarsız güvenlerim. Senin kesip attığın sakallarını ben saklamak isterdim hep. Bir gün gidersin diye isterdim bunu. Senden bana kalan bir şey olsun diye isterdim. Ben hep senden bir şeyler isterdim aslında. Maneviyatımı güçlendirecek şeylerdi isteklerim. Sen kâh üzerdin kâh mutlu ederdin. Üzmelerin de güçlendirdi beni. Hatta en çok onlar güçlendirdi. Belki içimdeki beni ortaya çıkardın belki de asıl beni çürüttün. Ben buyum artık, bak. Dön bir bak bana. Sarıldığın gibi değilim, öpüp kokladığın gibi değilim. Kabuklarım var ve onları seviyorum. Karamsar değilim, umut hep var. Umut dediğimiz şey de nihayetinde yaşama tutunma sanatı değil midir? Bir şeyler hep ters gider ve sen çabalarsın, adına da umut dersin. Çabalıyorum ben de işte hayata tutunmak için, bu yeryüzü denen yer beni kabul etsin diye uğraşıyorum. Ve içten içe çöktüğümü kimse bilmiyor. Ne yazık ki… Sadece acıdan geçmeyen şarkılar değil, acıdan geçmeyen insanlar da biraz eksiktir. Acılar insanı olgunlaştırır ve bu iyi bir şeydir. Klişedir fakat nasıl söylersek söyleyelim işin sonu hep buraya çıkacak. Bu yüzden acı çeken insanları yormamak, onları kendi haline bırakmak gerekir. Ben acı çekin diyorum, acıyı sonuna kadar çekin hatta yeryüzünde çekilecek başka acılar varsa onları da siz çekin. Bir gün bunlardan kurtulacaksınız ve o yeryüzüne adımınızı attığınızda ayaklarınızın yere ne kadar sağlam bastığını hissedeceksiniz.
Dilhan Keskin








































