Gece Modu

“Mutlu olmak için hep acelemiz vardır Mösyö Danglars, çünkü insan uzun zaman acı çekerse mutluluğa bir türlü inanamaz.”

Monte Cristo Kontu

Mazhar, gözleri iyice ağırlaştığı vakit bu sözle kendine geldi. “Uzun zaman acı çekmek…” ilacını bulmuştu. Mutsuzluğunun sırrı apaçık ortada duruyordu. Kitabı kapattı. Derin bir uykuya daldı.

Dev Lotr Testi

Günün ilk ışıkları kapalı perdeden vurmuyordu. Oda karanlık ve sessizdi. Öyle kuşlar da eskisi gibi ötmüyordu. “Sahi kuşlar eskiden ötüyor muydu?” diye düşündü. Sağ tarafa döndü ve geceden kalma, hayatına yeniden başlamasına fırsat veren, içinde sihirli cümlesi saklı kitaba baktı. Yataktan kalktı, terliklerini giydi. Merdivenlerden aşağıya inmek için tırabzanlara tutundu. Etrafın karanlık olması onun aşağıya hızlı bir iniş yapmasına neden oldu. Omzunda hafif bir ağrı hissetti ama bugün güzel bir gün olmasını istediği için buna takılmadı. Moralini yüksek tutmalıydı. Karamsar, umutsuz, mutsuz olması bu zamana kadar kendine bir şey kazandırmamıştı. Bu saatten sonra da kazandıracak değildi. Toparlanıp mutfağa geçti. Görüntü hiç iç açıcı değildi. Kolları sıvadı, önce bozulmuş yiyecekleri toparlamakla başladı ardından bulaşıklar ve en son tezgâhı temizledi. Ödüllendirilmek isteyen bir çocuk edasıyla kahve makinesinin tuşuna bastı,’’bunu hak ettim.’’ dedi. Bahçeye açılan kapıyı ardına kadar açtı. İçeri keskin giren çam ağaçlarının kokusunu ciğerine alabildiğine doldurdu. Oturma odasına baktığında mutfaktan altta kalır bir yanı yoktu. Kahvesinden iki yudum aldı, kitapların tozunu almak ile başladı işe. Buranın da işi bittiğinde saat 06.53’ü gösteriyordu. Üst kata çıkıp sıcak suya kendini bıraktı. Çok zor bir dönem geçirmişti. Suyun sesinin bile bu kadar iyi geleceğini tahmin etmiyordu. Başını duvara dayadı. Alnı soğuk ile irkilse de aldırmadı. Kendi de biliyordu, toparlanması salt o kitapta yazanlarla ilgili değildi. Elif Zeyno’nun defterinde bulduğu o son notla hayata yeniden demeye karar vermesi sonra kitaptaki o sözle karşılaşması… Hepsi üst üste gelince tamam dedi kendine “bugün yeniden başlayacağım hayata”. Duşun kapısını kapattı. Üstüne polo yaka bir tişört ve kot pantolon geçirdi. Evin kapısını açtı. Kapının önünde duran postaları aldı, arabanın yan koltuğuna koydu. Cenazeden beri arabaya binmemişti. Dışarı dahi çıkmamıştı daha doğrusu. Arabayı çalıştırdı. Dükkânın yolunu tuttu. Yolda Elif için yazdığı şiirler aklına geldi. Neredeydi diye düşündü. Yazdıklarını yayınlama fikrini Elif vermişti. Ama Mazhar yazdıklarını yayınlanacak derecede iyi olmadığını düşünüyordu. O yüzden Elif saklamıştı hepsini. Ömür Kitabevi tabelasını gördü. Eskisi gibi güzel görünmedi gözüne. Arabayı park etti. Anahtarları cebinden çıkarttı. Ceviz ağacından yapılma kapı hafif bir gürültüyle açıldı. Kapıyı ilk açtıkları zaman geldi aklına. Elif’e şu sözler dökülmüştü ağzından “bana hüzünlü geçmişin izlerini silecek, senli gelecek borçlusun, bana bir ömür borçlusun.” Gözlerinden yaşlar döküldü. Elinin tersiyle sildi yaşları. Elif ile ilgili her anısında sanki ucu balla sıvanmış bir ok içinden geçiyordu. Hem acıtıyor hem merhem oluyordu. Etrafa bir göz attı. Ortalık dağınık değildi sadece tozluydu. Erken çıkması için hemen ortalığı temizlemeye koyuldu. Tozları alıp eksikleri listelemesi epey zamanını almıştı. Bilgisayarı açıp e-postalarına bakmak, bir göz gezdirip çıkması gerekti. Yoksa akşama kalacaktı. Ve bunu hiç istemezdi. Gündüz aydınlığında çiçekleri dikip suyunu vermesi gerekiyordu. Cenazeden sonra gereken cesareti görememişti kendinde şimdi toparlanmışken gitmesi gerekiyordu. Bilgisayarı açtı. Bir sürü e-posta gelmişti. Birkaç yayınevinden gelen mesajları okudu. Ama anlayamadı önce, sonra gönderilen postalardan birkaç dosya açtı. Karşısına çıkan kendi yazdığı şiirler oldu. Sonra tekrar döndü yayınevinin mesajına şiirleri yayınlamaktan bahsediyordu. İnanamadı. Durdu ve maile cevap yazdı. Şiirleri tek koşulda yayınlatmak istediğini, şiirlerin sahibi olarak Elif Zeyno adıyla yayınlanmasını istediğini belirten bir mesaj gönderdi. Saklanan şiirlerin nerede olduğu ortaya çıkmıştı. Kapıyı kilitledi. Arabaya bindi. Elif’e doğru gitmeye hazırdı. Yol boyunca bir an olsun aklından çıkmadı. Birkaç kez yeşil ışıkta beklemesine bile sebep oldu ve tabi diğer sürücülerin sinirlenmesine. Güneş ağırdan batmaya başlamıştı. Biraz hızlanmasında bir mani görmedi. Hızı artarken de dikkatini yola daha da vermeye başladı. Ama sonra gökyüzünde gördüğü uçurtma dikkatini çekti. Gökyüzünün mavi beyazına inat simsiyah bir uçurtma…

…Mazhar, Mazhar bizi duyuyor musun? Cevap vermiyor.                                                                                                               Mazhar sesleri duyuyor ama tepki veremiyordu. Son alışverişini yapıyordu nefesiyle, aklına kitabevinde bilgisayarda okuduğu, yazdığı şiir geldi;

Yapraklar birer birer düşerken

Sırasını şaşırmış biri vardı arada

Koparken dalından önce ürkekti

Sonra derin nefes aldı ve süzüldü

Yaklaştıkça sonsuzluğa hem mutlu hem vakurdu

Biliyordu aslında her şeyin yeniden başladığını

Uzaklara çok uzaklara

Mavinin en koyu suyun en berrak

Gökyüzünün en derin olduğu yere

Kollarımı açıp rüzgârı bedenimde hissetmeye

Yaprakların yüzüme düştüğü

Güneşin gözümü kamaştırdığı

Baharın ilkinin ve sonunun yaşandığı yere…

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin