1960-1980 Türk Sinemasında Mekân-Arabesk İlişkisi

İnsanlar sahip oldukları kültürel normları, statü ve rollerini, beklentilerini, ruh hallerini içinde bulundukları çevreye yani mekâna yansıtırlar. Bu yansıtma durumu, bireyin kendine ait bir alan yaratma isteği veya içinde bulunduğu alanı kendine göre kişiselleştirme isteğinden kaynaklanır. Bir zaman-mekân bağlamında yer alan birey, bu bağlamla birlikte yaşayacağı ve yanında taşıyacağı için oldukça önemlidir. Lefebvre’e göre, “mekân okunmadan önce, yaşanmak üzere üretilir”. Mekânın yeniden üretiminde yaşanan deneyim içinde barındırdığı eksiklik hissi ile devinim yaratır.

Kişiler, mekâna alışmadığı veya mekânı benimsemediği sürece, ortaya çıkan yabancılık durumu ve bir yere ait olamama hali flaneur olarak da nitelendirebileceğimiz bireylere dönüşecektir. Özellikle, on dokuzuncu yüzyıldan sonra kapitalizmin gelişmesiyle birlikte, kentleşmenin oluştuğu ve geliştiği süreçte yabancılaşma kavramıyla karşılaşırız. Kişi bir süre sonra hem kendine ve çevresine hem de yaptığı işe yabancılaşır (Eskici, 2018). Uzmanlaşmanın artmasıyla birlikte, geleneksel yapıların kırılması durumuyla karşılaşılması, dayanışmanın yerini bireyselliğin alması ve güven kavramının git gide azalması önemli derecede değişikliklere neden olacaktır. Böylelikle mekân kavramının, insanın kendini tanıtmasında ve yeniden oluşturmasında oldukça önemli bir yer tuttuğunu söylenebilir. Bu durum dönemlere ve toplumların içinde bulunduğu süreçlere göre zaman zaman sanata da yansımış; hikaye, roman ve şiirlerde gördüğümüz flaneur karakterlerin yanı sıra sinemadaki yabancılaşmış bireylerle birlikte, bahsettiğimiz karakterlerin bulundukları mekân da bu duruma paralel olarak yansıtılmıştır.

Sinema hiç gitmediğimiz yerleri deneyimleme fırsatı verir, bu yönüyle mimari kültüre ve eğitime katkıda bulunur ve mekânsal deneyim zenginliği yaratır. Seçkin Kutucu’ya göre sinema hafıza ile; mimarlık ise tarih ile benzerlik kurar. Sinema imgeleri sosyal hayatımızı etkiler. Bu, filmlerle tanımlanmış zaman ve mekân kavramlarının insan zihnindeki görsel hafıza tarafından deneyimlenmesi ile gerçekleşir (Ek Bektaş, 2017). Sinemanın toplumun içerisinden çıkan bir sanat dalı olduğu düşünülürse toplumun dinamikleri olan sosyal yaşam kurguları ve etrafındaki mekânsal oluşumlar her zaman sinemanın beslendiği alanlar olmuştur. Sinemanın evrensel düzeyde gösterdiği bu gelişme Türk sinemasında 1960’lardan sonra gerçek yaşama yakın hikâyelerle ülkemizde de yansımasını bulmuştur.

Arabesk Kültür ve Arabesk Kültürün Mekâna Yansıması

- Advertisement -

sultan filmi dolmuş ile ilgili görsel sonucu

Arabesk, bir geçiş dönemi unsuru olmakla birlikte, Türk kültüründe oluşmuş bir olgudur. Evrensel olarak nitelendiremesek de, dünyadaki buna benzer örnekler vardır. Tango, Rock, Jazz gibi müzik türlerinin ortaya çıkış sebeplerine bakıldığında; dönemlerinin şartları ve dinamiği toplumların kendilerini ifade etme ve içinde bulundukları durumu yansıtma şekli yatar. Arabesk kültür de içinde bulunduğu dönemin unsurlarını göz önünde tutarak ortaya çıkmıştır. Bu noktada kültürlenme kavramı aklımıza gelebilir; toplumun alt kültürleri ya da iki farklı kültürün bir araya gelmesi sonucu her iki kültürde de görülmeyen yeni bir değerin ortaya çıkmasıdır. Böylelikle arabesk kültürün de bir kültürlenme durumu olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla bu durumun izlerini dönemin sanat unsurlarında veya yazılı metinlerinde yakalamak mümkün olacaktır. Özellikle arabesk kültürün mekânsal bağlamdaki izlerini görmek için 1960-1980 sinemasına yönümüzü çevirebiliriz.

Arabesk kültürün sinemadaki yansımalarını irdelemeden önce, arabeskin Türk kültüründeki tanımına ve ne olduğuna değinmekte fayda vardır. Kentleşme süreciyle birlikte köye ve kente özgü değerlerin, yaşam biçimlerinin karşı karşıya gelmesinden doğan karmaşıklığa, kozmopolit yapılanmaya “arabesk” adı yakıştırılmıştır. Murat Belge’nin deyimiyle arabesk, artık yalnızca bir müzik olayı değil, ev eşyası, çeşitli süsler, resimli halılar, filmler vb. şeylerden oluşan bir dünya, bir yaşam biçimi haline gelmiştir (Güngör, 1990).

Türk sinema tarihi üzerine yayınlarından alınan referanslarla, 1960–1970 döneminde gerçekçi bakış açısıyla toplumsal sorunlara değinildiği, 1970 ’den sonra daha çok iç göç ve kentleşme sorunlarına değinildiği ve 1980’den sonra ise kentte yabancılaşan taşralı insan görüntülerine ve arabesk yaşam tarzına yer verildiği görülmüştür. Sinemada modern ve geleneksel karşıtlığının özellikle 1960’lardan sonra sürekli bir arada kullanıldığı görülmektedir. Bir yanda modern çağın ürünü olan kent ve kentsel yaşam kültürü filmlerde özendirilen bir biçimde sunulurken diğer tarafta bunun tam aksi söz konusudur. Günlük yaşamda modern dünyanın dayatması olan değişim ve dönüşümün etkisiyle ve kentli olma dürtüsüyle kentte sıkışıp kalmış insanların öyküsü de çokça işlenmektedir. Bu sıkışıp kalmışlığın en güzel göstergesi kırsaldan kente geçişte yeni bir alt kültür olarak doğan arabesk kültürü ve bu kültürün yaşayış biçimi örnek olarak verilebilir. Arabesk müzik kent ve köy alışkanlıkları arasında şekillenen alt kültürün bir ürünüdür. O dönem gecekondu evlerinde herhangi bir arabesk müzik şarkıcısının posterini görmek mümkündür diğer taraftan arabesk müziğin en çok çalındığı yer olan minibüsler gecekonduluyu bir yerden bir yere ulaştırırken görülmektedir. Bu sahneler de mekân olarak minibüslerin kullanımı ve bir yere ulaştırılma hali yabancılaşmanın yansıtılmasında önemli detaylardan birisidir.

Efsane Yeşilçam Filmlerindeki 10 Araba - ikinciyeni.com Blog
Sultan, 1978. Yön: Kartal Tibet.

Mekânsal olarak halıyla muşamba döşeme parçaları, seccade ile artist posterleri, radyo ile tahta ranzalar konut içerisinde adeta bir mozaik oluşturmaktadır. Aynı zamanda evlerde daha çok üst gelir grubunun sahip olduğu düşünülen, bazı teknolojik eşyaların (açılmamış halılar, kullanılmayan elektrikli mutfak eşyaları, biblo ve oyuncakları) konulduğu bir oda adeta bir beyaz eşya mağazası gibi misafirliğe gelen konuklara gösteriş amaçlı düzenlenmiştir. Bu eşyalar çoğu gecekondu ailesi için bir sosyal yaşam statü göstergesi olmuş ve çoğu zaman kullanılmadan o odada sergilenmiştir.

1980 sonrası Türk sinemasına bakıldığında ise İstanbul’a farklı anlamların kazandırıldığı görülmektedir. Arabeskin kökenlerine bakılarak, arabesk müziğin sinemaya etkisinin oldukça fazla olduğunu söylemek mümkündür. Özellikle Orhan Gencebay ve sonrasında da İbrahim Tatlıses’in arabesk müzikte ön plana çıkıp popülerleşmesi, dönemin siyasi yapısının da etkisiyle kültürün değişmesi vurgulanacaktır. Popüler kültürün ürünü olarak bu müziğin Türk sinemasını nasıl etkilediği araştırılırken filmlerde İstanbul’un konumu ön plana çıkarılmıştır. 1960’lardan sonraki 1980’ler arabesk filmleri döneminden 1990’lara kadar ise İstanbul’a içerden bakmak yerine, göç edenin, taşralının gözünden bakılmıştır. Hatta öyledir ki bu dönem filmleri hep İstanbul’a gelişle başlamaktadır.

Taşı Toprağı Altın Şehir ile ilgili görsel sonucu
Taşı Toprağı Altın Şehir (1978), Yön: Orhan Aksoy.

80’lerde Türk sinemasında bir değişim gözlemekte ve filmlerin yapısı hep birbirine benzemektedir. Arabesk filmlerin ağırlıkla çekildiği bu dönemde İstanbul, İstanbul’a yabancı birinin perspektifinden sunulmaktadır. Bir yandan sürekli eleştirilen bir müzik türü ve yaşam şekli olarak karşımıza çıkan arabesk, diğer taraftan yerini sağlamlaştırılmaktadır. Öyle ki zenginlik, eğlence kültür gibi kavramlar arabesk ile iç içe anılmaktadır.  “Göçenler kendilerine tümüyle yabancı kent ortamına girdiklerinde çözemedikleri kişisel sorunlarla karşılaşmışlar, düş kırıklıklarına uğrarlar, eski dünyalarına edindikleri inanç ve normlar çöker (anomie); çevre ile hemen ilişki kuramadıklarından çevreye yabancılaşırlar (alienation); dış dünyada başarılı olmadıkları kadar iç dünyaları da yerine oturmaz ve çaresizliğe düşerler.” Kentte artık, çaresizliğe düşmüş yabancı insan da vardır (Alkan, 2007).

Toparlayacak olursak, kentleşme süreci içerisinde kültürel yabancılaşma ve kimlik bunalımı akla gelen ilk olgulardandır. Geleneksel ve kırsal yaşama özgü değerler sistemi, büyük ölçüde gücünü yitirmiş ve yer yer yıkıldığını söylemek mümkündür. Bu durumlar yaşanırken, geleneksel yaşamın yerine kentsel yaşamın değerleri ve normları da tam anlamıyla oturtulmamıştır. Çoğu alanda geleneksel ve modern toplumun norm ve değerleri aynı anda geçerli olmuş; bu durumda da bireylerin hangi kurala veya norma göre davranışlarını bilememesi görülmüştür. 1960’lar Türkiyesi’ne bakıldığında ise modernleşme süreci ve geleneksel bağların yıkılması büyük şehirlere göç olgusunu beraberinde getirmiştir. Yaşanılan göçler, bireylerin alt kültür ile üst kültür arasında kalmasına neden olmuştur. Kendine ve yaşadığı çevreye yabancılaşan kişiler, içinde bulundukları durumu çeşitli mekânizmalarla açığa vurmuştur. (Geleneksel ile modern kültürün karışımı giyim tarzları veya ev döşemeleri gibi.) Bahsedilen dönemin özelliklerini ise edebiyat, sinema gibi kültür-sanat alanlarında saptamak mümkündür. Süreç içerisinde ortaya çıkan arabesk kültür, daha öncekilerden farklı oluşuyla yeni bir kültür olarak tanımlansa da geçiş kültürü özelliklerini gösterdiği için başlarda belli bir sınıfsal bağlamda kendine yer bulmuştur. Oluşan yeni kültür bireylerin bulunduğu mekânlara yansımış, bunun da en güzel örneklerini sinemada yakalamak mümkün olmuştur. Arabesk sanatçıların popüler kültür ve tüketim ilişkileri sayesinde, hitap ettikleri kişilere oldukça etki ettiği görülür. Hal böyle olunca, döneme damgasını vuran arabesk sanatçıların filmleriyle de karşılaşmak oldukça beklenilen bir durumdur. Dolayısıyla arabesk kültürün izlerini doğrudan kültürü oluşturan kişiler tarafından görebiliyoruz. Filmlerdeki mekânsal bağlama bakıldığında ise, sınıfsal çatışmaların ve geleneksel ile modern kültür arasında kalmışlığın izlerini arabesk kültür çerçevesinde görüldüğünü söylemek mümkündür. 

Kaynakça

Alkan, H. (2007). Kent ve Sinema İlişkisi Bağlamında 90 Sonrası Türk Sinemasında İstanbul (Doctoral dissertation, DEÜ Güzel Sanatlar Enstitüsü).

Dinçay, D. & Filiz, Ö. (2015). ‘60 Türk Sinemasında Kentli Konut İç Mekânı. Karadeniz Sosyal Bilimler Dergisi5(8), 149-168.

Ek Bektaş, H. E. (2017). Sinema ve Mekân İlişkisi Açısından Bilim Kurgu Filmlerine Bir Bakış. Mimarlık ve Yaşam2(2), 201-218.

Erol Işık, N. & Işık, C. (2013). Kültürel Dünyamızı Anlamak: Arabesk ve Müslüm Gürses. İstanbul: Ferfir.

Eskici, Z.G. (2018). Flaneur Kavramı Üzerinden Aylak Adam ve Lüzumsuz Adam İncelemeleri. Söylenti Dergi. 8.3.

Güngör, N. (1990). Sosyokültürel Açıdan Arabesk Müzik. Ankara: Bilgi.

Özbek, M. (1994). Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski. İstanbul: İletişim.

Sarı, T. (2010). Türk Sinemasında Sosyal Yaşam Kurgusunun Mekân Kullanımına Yansıması (Doctoral dissertation, Fen Bilimleri Enstitüsü).

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Zeynep Gizem Eskici
Zeynep Gizem Eskicihttp://instagram.com/siyahbeyazkutuphane
"küçük hanım yine hayaller peşinde... küçük bir hanım olamayan küçük hanım"

Must Read

Atiye 2. Sezon İncelemesi

Atiye, ilk açıklandığı günden beri merak uyandıran, oldukça ilgimizi çeken bir yapım olmayı başarmıştı. Atiye 2. sezon incelemesine başlamadan önce hem karakter gelişimlerini hem...